ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANALİZ PORTALI 
                                     

Boğazların İncisi Hürmüz Boğazı


Ayşegül YAVUZ* 




Basra Körfezini Umman ve Hint Okyanusuna bağlayan Hürmüz Boğazı dünya petrol ticaretinin en can alıcı noktasıdır. Musannam Yarımadası ve İran arasında konumlanır. Hürmüz Boğazının bu kadar önemli olmasının sebebi petrol tankerlerinin çoğunun bu boğazdan geçip dünya piyasasına ulaşmasıdır. Amerika Birleşik Devletleri Enerji Enformasyon İdaresi'nin yaptığı tahminlere göre sadece 2016’da boğazdan günde 18,5 milyon varil petrol taşındı. Petrol ve enerji alanında çalışan Vortexa şirketine göre 2017 yılında günde 17,2 milyon varil 2018 yılının ilk yarısında ise günde 17,4 milyon gibi rakamlara ulaştığı belirlendi.


Dünya üzerinde bulunan her boğaz petrol taşımak için elverişli olmadığı gibi Hürmüz Boğazının da her bölümü bu taşıma işlemi için uygun değildir. Musandam yarımadası, Hürmüz Boğazının bu işlem için en uygun olan yeridir.  Geçmişte yaşanan deniz korsanları saldırıları, İran ve ABD arasındaki gerginlikler ve Yemen’in iç karışıklıklarından ötürü petrol ticaretiyle uğraşan ülkeler için bu bölgenin güvenliği ve önemi büyük önem taşımaktadır fakat Umman’ın bu yarımadadan ayrı olması, yarımadanın yönetimini ve güvenliğini zorlaştırmaktadır. Hürmüz Boğazında olacak bir aksilik petrol ihracatının aksamasına neden olacaktır bu da petrol fiyatlarında değişimlere yol açacaktır. Petrol fiyatlarındaki bir değişim petrolle ilgili pek çok yandala da etki edeceği için olası bir krizin çıkması mümkün olacaktır. Örneğin yoğun enerjiye ihtiyaç duyan bir firmanın üretim maliyetleri ciddi bir biçimde artacaktır ve dünya ekonomisinin şu anki durumunu göz önüne alırsak bu durum olası bir hareketlenmenin de önüne geçecektir ve Avrupa ekonomisini de ciddi bir ölçüde etkileyecektir. Kısacası savunma ve askeri alanların dahi petrole ihtiyaç duyduğu günümüz dünyasında Hürmüz Boğazındaki aksaklıklar Türkiye dahil tüm dünyayı yakından etkileyecektir.


 Hürmüz Boğazında yaşanabilecek olması en yüksel ihtimalde olan iki senaryo vardır. Bunlardan biri İran ve Arap ülkeleri arasında yaşanabilecek gerginliktir. Tıpkı Yunanistan ve Türkiye arasında tartışmalı adalar sorunu olduğu gibi aynı sorun İran ve Arap ülkeleri arasında da vardır ve bu sorunun ortamı kızıştıracağı gibi sorunun sıcak çatışma ortamına kadar varabileceği de öngörülmektedir. 


İkinci olarak İran’ın nükleer silah üzerinde çalışması ABD ile arasındaki siyasal ilişkilerin kırılmasına neden olabilir. Her ne kadar İran bu çalışmanın tamamen enerji için ve barışçıl olduğunu iddia etse de Batı Ülkeleri buna itiraz etmekte, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının bu çalışmanın denetimini yeterince yapamadığını ve bu yüzden de bu çalışmayı olası bir tehdit olarak gördüklerini belirtmektedirler. 


İran, en çok ABD ile karşı karşıya gelmiş ve buna karşın Hürmüz boğazını kapatma ile ABD’yi tehdit etmiş ve bunun sonucunda ABD tarafından çeşitli yaptırımlar ile karşı karşıya gelme tehlikesi altına gelmiştir. Unutulmamalıdır ki ABD İran’a uygulayabileceği ekonomik yaptırımların yanında donanmalarıyla birlikte İran’a abluka uygulayabilecektir.


Bu nedenler sonucunda çeşitli senaryolar öngörülmektedir. Bunlardan biri ülkeler arasındaki ilişkilerin kızışması sonucunda oluşacak savaş durumudur. İran ile savaşa girebilmesi mümkün iki tane ülke vardır; ABD ve İsrail fakat bu savaş durumunda İsrail’in tek taraflı savaşa gireceği yoksa ABD’nin üzerinde olan baskılardan dolayı savaşa ABD’yi de katıp bir koalisyon şeklinde katılacağı belli olmamaktadır.


Geçmişte Netenyahu ile Obama’nın görüşmeleri sonucunda İsrail’in ulusal güvenliğini tehdit altında hissettiği durumlarda tek başına karar alabileceği dünya kamuoyuna sunulmuştu. İran’ın nükleer silah yapımındaki çalışmalarının ne kadar zarar verebileceği bilinmediği için İsrail İran’ı vurabilme şansı varken vurabilir. Olası bir ABD ile koalisyon durumuna çok düşük bir ihtimal olarak bakılmaktadır çünkü ABD deneyebileceği tüm diplomatik yolları denedikten sonra savaşa başvuracaktır. 


Tansiyonun daha da artması durumunda donanmaların karşı karşıya gelip durumu iyice kızıştıracak manevralar yapması ihtimaller arasındadır. Geçtiğimiz yıllarda ABD, İranlı bazı yöneticilerin ABD hakkında bulunduğu söylemlere karşı körfezde büyük bir donanmayla bir tatbikat gerçekleştirmişti. ABD’nin gözdağı vermek için yaptığı bu manevrayı göz önüne alırsak gelecekte daha büyük ve tehlikeli manevralar da olabileceğini tahmin edebiliriz.


ABD’nin yaptırımları aslında 2012’den itibaren başlamıştır. Eğer günümüzdeki boğaz krizinde de diplomasi yetersiz kalır ise bu yaptırımlar ve ticarete uygulanacak olan ambargo aslında sadece İran’ı değil Türkiye’yi de yakından ilgilendirecektir. 


Her durumda şu bir gerçektir ki Hürmüz Boğazı problemi eğer savaş yolu ile çözümlenirse bu büyük bir krize neden olacaktır. Bu yüzden meselenin diplomatik yollarla çözülmesi büyük bir önem taşımaktadır.


Eğer kriz durumu gerçekleşirse bunun sadece belli ülkeleri değil tüm dünyayı etkileyeceği göz önünde bulundurulmalıdır. Geçmişteki örneklerinden Libya krizini hatırlarsak bir varil petrolün 120 dolar civarına geldiği gözlemlenmiştir fakat piyasadaki petrol miktarının yeterli miktarda olması fiyat dalgalanmasının çok uzun süreli olmamasına neden olmuştur. Hürmüz Boğazının kapatılması sonucu çok daha büyük kesintiler olacağı düşünülürse fiyatların son zamanların en tavan fiyatları olacağını hatta rekor seviyelere ulaşacağını göz ardı etmemek gerekir. 


Bu riskleri minimal düzeye indirmek için farklı ülkeler üzerinden alternatif boru hatları kullanılabilir hatta Libya gibi Kuzey Afrika ülkelerinden petrol alma durumu da gözden geçirilebilir. Başka bir seçenek olarak batı ülkeleri stratejik kaynaklarını devreye sokarak piyasadaki sürekliliği devam ettirip bu şekilde fiyat artışını bir nebze de olsa kontrol altına alabilir. OPEC (Organization of Petroleum Exporting Countries) ve Suudi Arabistan’ın petrol üretiminin arttırması beklenebilir fakat petrole olan arz yükseleceği için satış fiyatları arttırılarak daha az petrolü daha yüksek bir ücrete satmaları da söz konusudur bu yüzden de bu tarz bir çözüm istenilen etkiyi vermeyebilir.


Sonuç olarak gerek İran gerek ABD ve hatta tüm dünya için bu krizin diplomatik yollar dışına taşmadan çözülmesi gerekir. Farklı yollardan çözümlenmeye çalışılması tüm dünyayı da bir krize sürükleyecektir. İran’ın pek güven vermeyen bir tutumu olması, doğal kaynaklara sahip olmasının yanı sıra nükleer bir programı olması ayrıca füze programına sahip olması kafalarda bir soru işareti bırakmaktadır. İran uluslararası toplumun taleplerine uymalı ve verilecek taahhütleri tam ve eksiksiz bir biçimde yerine getirmeli ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetimlerin tamamen şeffaf ve güvenilir bir biçimde yerine getirmesi gerekmektedir. Ayrıca İranlı yetkililerin yaptığı açıklamalar ve Türkiye’ye karşı yaptığı enerji sevkiyatlarındaki sık sık kesintiler İran’a olan güvenirliği azaltmaktadır. İran’ın çok hızlı bir şekilde uluslararası alanda ciddiyetini, güvenilirliğini ve samimiyetini arttırıcı adımlarda bulunması şarttır.



KAYNAKÇA:

1-) https://orsam.org.tr/tr/hurmuz-bogazi-ile-ilgili-jeopolitik-riskler/

2-) https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48252309


*Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Lisans Öğrencisi

Eklenme tarihi: 12 / 09 / 2019
Haber Okunma: 683







Önceki: Klasik Savaşlardan Sonra Teknolojik Savaş Türü: Siber Savaş
Sonraki: İran İç Siyasetinde Muhafazakâr Rekabet: Ayetullah Muhammed Yazdi ve Sadık Laricani Neden Çatışma Halinde