ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANALİZ PORTALI 
                                     

ABD-İran Gerilimi Küresel ve Bölgesel Güvenlik Riskini Tırmandırmaya Devam Edecek


Nuh Uçgan*

     

   

  Washington merkezli ve yarım asırlık bir geçmişi olan Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden (CSIS: Centre for Strategic and International Studies) Samuel Brannen’in 2019’un ikinci yarısı için yaptığı uluslararası güvenlik risk tahmininde 5 noktadan ilk sıraya koyduğu İran-ABD gerilimidir. Kendisi bir stratejik planlamacı olan ve hükümet ya da şirketler gibi kurumlara karar alma sürecinde danışmanlık sunan Brannen, CSIS’in uluslararası güvenlik programının müdürü olmakla birlikte Risk ve Öngörü Grubunu da yönetmektedir. CSIS’in Risk ve Öngörü Grubu oldukça yeni ihdas edilmiştir ve temel sorumluluğu demografik değişimden yeni teknolojilere kadar küresel ortamın şekillenmesine yol açan değişim güçleriyle ilgili karar alıcılara yol göstermektir. Bir dönem Pentagon’da Türkiye masasında da çalışmış olan Brannen’in çalışma alanları insansız sistemler, jeopolitik ve savunma strateji planlamasıdır.

         2019’un ikinci yarısı için öngördüğü risk alanlarını 5 noktada toplayan Brannen, ilk sıraya ABD-İran gerilimini koymaktadır. Buna göre ABD’nin 2015 İran Nükleer Anlaşmasından tek taraflı çekilmesinin ardından İran üzerindeki yaptırımlarını defaatle artırması, dolayısıyla herhangi bir kalıcı diplomatik bir çözüme erişilememesi kriz yaratma riskini fazlasıyla barındırmaktadır. Ortadoğu’da yoğun ve yaygın bir ABD askeri varlığının sürdüğü bir bağlamda İran da müzakere masasında avantaj sağlamak için çeşitli tırmandırma adımlarından kaçınmayacağını göstermektedir. Brannen’e göre İran meselesinde ABD’nin Avrupa’dan ayrışması onu “tehlikeli” bir yalnızlığa sürüklemektedir. Başkan Trump’ın 2015 İran Nükleer Anlaşmasından ABD’yi tek taraflı olarak çekme politikası artık başarısızlığını kanıtlamıştır. Zira bu adım, İran’da mevcut rejimin erozyona uğraması ya da bölgesel politikalarında bir esnemeye neden olması bir yana, İran içinde radikal muhafazakâr pozisyonun güçlenmesine ön ayak olurken, İran’ın vekil güçlerinin bölgesel çatışma potansiyellerinin de artmasına neden olmuştur. İran’ın, ABD’nin yaptırım politikasına göre pozisyonunu sertleştirip tırmandırma siyasetinden çekinmediğini gösteren adımlar, uluslararası haber ajanslarının manşetini oluşturmuştur. Bunlar bir ABD insansız hava aracının düşürülmesi, İngiliz tankerine el konulması, ABD müttefiki Körfez ülkelerinin petrol alt yapılarına saldırı gibi birçok örnekte kendisini göstermektedir. Bu gibi tırmandırma girişimleri karşısında ABD’nin doğrudan sıcak bir çatışmaya girmeme tercihi ise Körfez bölgesinde Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler nezdinde ABD güvenlik şemsiyesine karşı şüphelerin artmasına neden olmaktadır. Üstelik gelinen süreçte ön koşulsuz görüşme teklifi ısrarla ABD’den gelmesine rağmen İran somut adımlar görmeden adım atmayarak kilidin anahtarını elinde tutan pozisyonunu korumaktadır. Bu durum, Suudi Arabistan’ın Aramco petrol rafinerisinin vurularak petrol arzında ciddi riskler doğmasında olduğu gibi her an cari uluslararası sistemi sarsacak bir kriz doğurma potansiyeline sahiptir.

         Brannen’e göre pek üzerinde durulmayan ancak oldukça önemli olan bir çatışma alanı da siber saldırılardır. Brannen, New York Times’a dayanarak ABD’nin, İran'ın roket ve füze ateşleme sistemlerini kontrol eden bilgisayar sistemlerinin kullanılamaz hale getirilmesi de dahil birçok devlet kurumunu hedef alan siber operasyonlar gerçekleştirdiğini ifade etmektedir ve İran’a karşı ABD bir füze saldırı girişiminin eşiğinden dönmüştür.

         ABD için İran’dan kaynaklanan en büyük risk Obama ve Trump yönetimlerinin dikkatlerinin bir bölümünü Hint-Pasifik bölgesine de kaydırmaya çalıştığı bir dönemde tekrar Ortadoğu’da çatışma sarmalının içine girmektir. Öyle ki ABD sadece İran'la bir anlaşmaya varabilmek için diplomatik olarak konsantrasyonunu Ortadoğu’ya vermek zorunda kalmıştır. Elbette konvansiyonel güçler bakımdan İran ile ABD arasında büyük bir dengesizlik söz konusudur ancak İran'ın sahip olduğu sofistike konvansiyonel olmayan güç ve taktikler düşmanları için ağır bedel ödetecek boyuttadır.

         Brannen’e göre ABD’nin yaptırımları artırma siyaseti ve karşılığında da İran’ın 2015 Nükleer Anlaşması yükümlülüklerini aşama aşama terk etmesi, ortamın kırılganlığını daha da artırmaktadır. İran, ABD’nin tek taraflı olarak 2015 Nükleer Anlaşmasından çekilmesi ve Avrupalı tarafların, her ne kadar anlaşmaya resmen bağlı kalsalar da fiilen İran'ın petrol satmasını kolaylaştıracak adımlar atmaktan çekinmesi dolayısıyla yükümlülüklerini peyderpey terk etmektedir. İlk olarak %3,67 oranında zenginleştirilmiş uranyum stokunu belirlenen sınır olan 300 kg’ın üstüne çıkaran İran, ikinci aşama da ise zenginleştirilmiş uranyumun oranını belirlenen sınır olan %3,67’nin üzerine çıkarmıştır. Üçüncü aşama da ise İran uranyum zenginleştirmesine kısa zamanda hız verecek şekilde çeşitli santrifüjleri devreye alma kararı almıştır. ABD’de İran’a askeri saldırı lobisinin en önemli ismi olan güvenlik danışmanı John Bolton’un görevden alınması ve Trump’ın açıkça “ABD’nin zafersiz savaşlardan bıktığını” dile getirmesi örneklerinde görüldüğü gibi İran’a tam markaj yaptırım uygulamakla beraber askeri bir saldırı seçeneğini ısrarla dışlaması İran’ın bölgesel düzeyde kontrollü gerilim siyaseti için de alan açmaktadır.

İran’da muhafazakar kanadın mottosu haline gelmiş olan “ABD ile müzakere ABD ile ilişki kurmaktan daha tehlikelidir” yaklaşımı, Trump’ın tek taraflı olarak anlaşmadan çekilme kararı sonrası ılımlılar açısından da itiraz edilemeyecek bir argüman haline gelmiştir. Dolayısıyla anlaşmanın Avrupalı ortakları her ne kadar İran’ı anlaşma yükümlülüklerine bağlı kalmaya zorlasa da, İran anlaşmanın yükümlülüklerini yerine getiren ve fakat kendisine taahhüt edilen hiçbir adımın atılmadığı bir denklemi adil görmemektedir. Hatta kendisine karşı ekonomik terörizm uygulandığı fikrinden hareketle, sorumluluğunu üstlenmese de Suudi Aramco rafinerisini hedef alan saldırının ahlaken uygunluğu konusunda herhangi bir tereddüde sahip değildir.

            Gelinen noktada İran’da hem Cumhurbaşkanlığı düzeyinde hem de Rehberlik makamı olarak Ali Hamaney düzeyinde ABD, 2015 Nükleer Anlaşmasına dönmeden, yani yaptırımlarını sonlandırmadan İran’ın ABD ile masaya oturma ihtimali seçenek dışı görünmektedir. ABD’nin mevcut yönetiminin de böyle bir adımı atma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu düşünürsek İran ve Avrupalı ortaklarının 2020 ABD Başkanlık seçimlerinde Demokrat bir adayın kazanmasını dilemek dışında bir seçenek kalmamaktadır.

 

KAYNAKLAR

Samuel Brannen, Risks to Watch in 2019: Q3 Update, CSIS: Centre for Strategic and International Studies, 18.07.2019, https://www.csis.org/analysis/risks-watch-2019-q3-update.

Mustafa Melih Ahıshalı, İran lideri Hamaney: ABD ile hiçbir düzeyde görüşme yapılmayacak, Anadolu Ajansı, 17.09.2019, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/iran-lideri-hamaney-abd-ile-hicbir-duzeyde-gorusme-yapilmayacak/1586019.

Hamid İbrahimi, İran’ın Nükleer Anlaşmadaki Taahhütlerini Durdurmasında Üçüncü Aşama, İRAM: İran Araştırmaları Merkezi, 10.09.2019, https://www.iramcenter.org/iranin-nukleer-anlasmadaki-taahhutlerini-durdurmasinda-ucuncu-asama/.

Necmettin Acar, ARAMCO saldırısı sonrası Suudi güvenliği, Anadolu Ajansı, 16.09.2019, https://www.aa.com.tr/tr/analiz/aramco-saldirisi-sonrasi-suudi-guvenligi/1584899


* Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, İİBF, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Arş. Gör.

Eklenme tarihi: 18 / 09 / 2019
Haber Okunma: 649







Önceki: İsrail'de Kritik Seçimin Galibi Yok
Sonraki: ALKÜSAM KONGRESİ ARALIK 2019