ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANALİZ PORTALI 
                                     

ABD-Çin Gerginliğinde Yeni Bir Halka: Hong Kong Protestoları


Dr. Öğr. Üyesi İlhan SAĞSEN* 




Soğuk Savaş sonrası Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla beraber hegemonyasını ilan eden Amerika Birleşik Devletleri (ABD), küreselleşmenin de etkisiyle uluslararası sistemi hem siyasi hem ekonomik manada şekillendirmiştir. Özelinde ABD, genelinde de Batı hâkimiyeti, 11 Eylül 2001 terör saldırıları, başta 2008 mali krizi olmak üzere yaşanan ekonomik sıkıntılar ve aynı zamanda da Arap Baharı olarak nitelenen Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki halk hareketleri sonucu gerçekleşen göç dalgaları ile sarsılmaya başlamış, aynı zamanda da dünyanın güvenliği ve ekonomik, siyasi istikrarı da zedelenmiştir. 


Batı’da bu gelişmeler yaşanırken, Asya’da, başta Çin olmak üzere bölgenin ekonomik olarak gelişmesi dengeleri bu yöne doğru değiştirmeye başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Japonya’daki ekonomik gelişim, 1978 yılından itibaren Deng Xiaoping yönetiminin Çin’i dünya ekonomisine açması ile gerçekleşen gelişim, Hindistan’daki ekonomik gelişim, Asya Kaplanları ve Asya’nın 4 küçük ejderhası olarak tanımlanan bölge ülkelerindeki ekonomik gelişim, uluslararası sistemi özellikle ekonomi politik açıdan Atlantik’ten Pasifik’e doğru kaydırmıştır. Aynı zamanda, nüfusun yoğun olması bölgeyi doğal olarak bir pazar haline de getirmiştir. Uluslararası sistemin bu değişiminde ön plana çıkan ülke Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) olmuştur. ÇHC, 2007 yılına kadar ortalama olarak % 9.5, ekonomik krizin yaşanmaya başladığı 2007 senesinde %14’ün üzerinde, Çin’in ekonomik gelişimin azaldığı tartışmalarının yaşandığı son dönemlerde de yaklaşık %6 oranında önemli bir büyüme yaşamıştır. %6’lık büyüme oranı belki ÇHC’nin gelişim çizgisi için büyük bir düşüş ifade edebilmesine rağmen, özellikle Batı ülkelerinin büyüme oranları ile karşılaştırıldığında hala son derece önemli bir düzeyi ifade etmektedir. Bu büyüme ÇHC’i dünya ekonomileri sıralamasında ABD’nin ardından ikinci sıraya taşımıştır. Bu durum ise özellikle ABD ve ÇHC arasında önemli bir ticari rekabetin ve etkinlik mücadelesinin yaşanmasına neden olmuştur. Bu rekabetin diğer tarafını oluşturan ve Brzezinski’nin Büyük Satranç Tahtası kitabında, tarih boyunca birçok medeniyet gelmiştir ama gerçek manada tek hegemon ABD’dir şeklinde tanımladığı Amerika Birleşik Devletleri için ise Çin’in bu ekonomik gelişimi hem bir fırsat hem de uluslararası sistemin kontrolünü kaybedebileceği ve hegemonyasının aşınacağı gerekçeleriyle bir tehdit olarak algılanmıştır. 


ABD’nin enerjisini özellikle Orta Doğu’dan Asya Pasifik’e doğru yönlendireceğini ortaya koyan gelişmelerden bir tanesi, dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın 2011 yılında Foreign Policy dergisinde “Amerika’nın Pasifik Yüzyılı” başlıklı makalesidir. Bu makalede, Clinton, Obama döneminde ABD dış politikasındaki değişikliği vurgulamıştır. Buna göre, ABD geçilen 10 yıl içinde Orta Doğu’ya ve Irak’a çok büyük enerji harcamıştır. Gelecek 10 yıl için ise bu enerjisini Asya-Pasifik bölgesine yöneltmesi gerektiğini, bu durumun ABD çıkarları için hayati önem arz ettiği belirtilmiştir. Asya Pasifik bölgesi, hem ABD’nin ekonomik olarak toparlanması için ciddi fırsatlar ortaya koymaktadır. Bu andan itibaren ABD’nin dış politikasında Asya-Pasifik bölgesinin özel bir öneme sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. ABD-Çin rekabeti de göz önüne alındığında, ABD’nin bölgeye yönelik önemlice bir enerjisinin Çin’in ekonomik büyümesini dizginlemek ve ABD’nin uluslararası sistemdeki egemenliğini sürdürmek için harcanacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Bu çerçevede, ABD, Çin ile ticari ilişkilerini üst seviyede devam ettirmiştir. Ancak, dünya ticaretinde Çin’in ihracatının payı 1983 yılında %1 iken, 2017 yılında %13,5’a yükselince ve buna karşılık ABD’nin ihracat payı %11.2’den %9’a gerileyince bu iki ülke arasındaki rekabet “ticaret savaşları” noktasına gelecek bir stratejik satranç oyununa dönüşmüştür. Çin’in bölge politikasına bakarsak, ürettiği ürünlerin hemen hemen yarısını bölge ülkelerine satan bir ekonomi olarak barışçıl bir dış politika takip etmektedir. Böylece Çin’in temel hedefini de elindeki pazar payını kaybetmek istememesi olarak nitelemek mümkündür. Aynı zamanda, ¨Bir Kuşak Bir Yol¨ projesiyle de Çin, ABD’nin gerek ekonomik gerek askeri olarak etkinliği altında tuttuğu özellikle deniz rotalarına bir alternatif yaratmayı ve projenin geçtiği ülkelerde de Çin etkisini arttırmayı hedeflemektedir.  ABD’nin bölge politikasına bakıldığında da, iki önemli unsur, Çin’in ekonomik gelişimini dizginlemek ve Çin’i çevrelemek olarak görülmektedir. Bunu yaparken, ABD, ASEAN ve APEC gibi bölge örgütlenmelerini de kullanarak bölge ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır. Ayrıca, bölge dengelerini değiştirecek enerji kaynaklarına sahip ve deniz taşımacılığı için kritik öneme sahip yolları barındıran Doğu ve Güney Çin Denizi gibi sorunlarda da ABD, Çin’in karşısında bir politika takip ederek statükonun devam etmesine ve dengelerin Çin lehine değişmesini engellemeye çalışmaktadır.       


Bu bağlamda, rahatlıkla söylenebilir ki Çin’in dünya ekonomisindeki artan gücüne paralel olarak ülkelerle geliştirdiği ilişkiler etki alanını arttırmaktadır.  Bu teknolojik temelli ekonomik güçlenmeyi, askeri kapasite ile de destekleyen Çin, hem kendi bölgesinde hem de genel manada Batı, özelde de ABD üzerinde kaygı yaratmıştır. Bu kaygı, hem dünya ticaretindeki kontrolün doğuya kaymasıyla alakalıdır, hem de ABD ve Avrupalı devletlerin kendi endüstrilerini koruma çabaları ile alakalıdır. Bu çerçevede, ABD’nin Mart 2018’de dış ticaret açığını kapatmayı gerekçe göstererek Çin’den ithal edilen güneş panellerine ve alüminyuma ek gümrük vergisi uygulama kararı, 6 Temmuz 2018 tarihinde karşılıklı olarak 34 milyar $’lık, 23 Ağustos 2018 tarihindeki 16 milyar $’lık ve 17 Eylül 2018 tarihinde iki ülkenin karşılık olarak birbirlerine uygulamaya karar verdikleri %10’luk ek gümrük vergileri, ABD-Çin ticaret savaşlarının başlangıcı olarak kabul edilebilecek niteliktedir. Buna ek olarak, iki ülke arasında ortaya çıkmaya başlayan ticaret savaşında ABD’den bir hamle de Çin’li teknoloji üreticisi Huawei’ye karşı geldi. ABD, “casusluk” ve “hırsızlık” ile suçladığı Huawei’ye ambargo uygulamaya başladı. Ek olarak, Huawei’in kurucusunun kızı aynı zamanda da şirketin finans müdürü olarak çalışan Sabrina Meng Wanzhou’nun Kanada’da havalimanında tutuklanması bir diplomatik kriz yarattı. Bu durumun, akıllı telefon pazarındaki kıyasıya mücadelenin bir sonucu olarak ve 5G teknolojisinde kimin hakim olacağı konusundan dolayı çıktığı ve özellikle Huawei’in 2018 yılının ikinci çeyreğinde akıllı telefon satışında önemli rakiplerinden biri ABD’li Apple’ı geçmesinin bir sonucu olarak başladığı yorumları yapılmaktadır.  Bu gelişmeler ardından, ABD ve Çinli yetkililer arasındaki görüşmeler ardından Aralık 2018-Mart 2019 tarihleri arasında yeni gümrük vergisi tarifelerinin uygulanmaması konusunda görüşme kararı verdi. Bu durum, hem uluslararası piyasaları olumlu etkileyeceği hem de iki ülke arası gerilimi bitireceği konusunda bir ümit ışığı olmasına rağmen, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, 1 Mart 2019 tarihinde duyurulan ek gümrük vergileri kararını aldı. Buna göre, çelik ithalatına %25, alüminyum ithalatına %10 gümrük vergisi uygulanacaktı. İkinci olarak da, ABD yönetimi 6 Temmuz’da Çin’den ithal edilen 800’ün üzerindeki ürüne de %25 ek gümrük vergisi uygulama kararı ile ABD-Çin arasındaki ekonomik rekabet boyut değiştirmeye başladı.   


ABD-Çin arasındaki rekabet ya da ticaret savaşlarına doğrudan bir bağlantısı olmasa bile özellikle ÇHC yönetiminin son Hong Kong protestoları için yabancı güçleri, özellikle de ABD’yi suçlamasıyla, bu olaylar iki ülke arasındaki gerginliklere bir yenisi olarak eklenmiş oldu. Hong Kong’da yaşanan hadiseleri, ABD-Çin arasındaki satranç oyunundaki bir başka hamle olarak değerlendirmeye başlamadan önce olayların daha iyi anlaşılması için Hong Kong Çin yönetimsel ilişkisine ve Hong Kong protestolarının ne olduğu üzerinde durmakta fayda var. Hong Kong, 1840 senesinde Çin-İngiltere arasındaki 1. Afyon Savaşı sonucunda İngiltere’nin kontrolü altına girmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya kontrolüne geçen Hong Kong savaş sonrası Japonya’nın yenilmesiyle beraber tekrar İngiltere egemenliğine dönmüştür. En son 1 Temmuz 1997 tarihinde İngiltere ve Çin arasında yapılan bir anlaşmayla Hong Kong ÇHC’ne geri verilir. Hong Kong böylece “tek ülke-iki sistem” modeliyle Çin hâkimiyetine girmiş oldu. 


Hong Kong’un Çin ile böyle bir yönetim ilişkisi olmasına rağmen iki sistem arasında özellikle son yıllarda çeşitli gerginlikler de yaşanmaktadır. Bunlardan bir tanesi 2014 yılında yaşanan ve “Şemsiye Devrimi” olarak adlandırılan ÇHC yönetiminin Hong Kong yönetim seçim sürecine müdahale etmesine imkân sağlayacak bir yasanın değişikliği önerisine karşı gerçekleşmiştir. Bir diğeri ise, 2016 yılında Çin yılbaşı kutlamaları sırasında sokak satıcılarını hedef alan baskıyı gerekçe göstererek gerçekleştirilen ve bağımsızlık talebine dönüşen “Balık Köftesi Devrimi” olarak isimlendirilen gerginliktir. Üçüncüsü ve günümüzde yaşanan son protesto gösterileri ise bu defa suçluların Çin’e iadesine imkân sağlayan yasa taslağının gündeme gelmesiyle başladı. Protestolar sırasında eylemcilerin güvenlik kaskları kullanmalarından dolayı bu olaylar “Kask Devrimi” olarak anılmaktadır. Çin yönetimi ve devlet medyası çeşitli platformlardaki açıklamaları ile Hong Kong’ta yaşananlar için yabancı güçleri sorumlu tuttu. China Daily gazetesi olaylarla alakalı ‘muhalefetin yabancıların oyununa geldiğini’ ifade etti. Çin yönetimi olayları ‘terrörizm’ olarak tanımlayarak, ABD’yi şiddeti desteklediği konusunda suçladı. Bu suçlama yapılırken, Amerikalı diplomat Julie Eadeh’in Hong Kong protestolarını gerçekleştiren grupların liderleriyle bir araya gelmesi ve protestolar sırasında Amerikan bayraklarının protestocular tarafından taşınması gösterildi. Pekin yönetimi, Hong Kong’un Çin’in bir parçası olduğunu ve dolayısıyla olayların iç işleri olduğunu vurgulayıp, ABD’ye uluslararası hukuk kurallarına uyması ve Çin’in iç işlerine karışmaması çağrısını yaptı. Çin yönetimi ve medyasının bu beyanatlarına karşın, ABD Başkanı Trump, “birçok kişi Hong Kong’da yaşanan olaylardan dolayı beni ve ABD’yi suçluyor. Neden suçladıkları konusunda bir fikrim yok” diyerek suçlamaları reddetmişti.  Trump’ın suçlamaları reddetmesine rağmen ABD’nin Hong Kong protestolarını desteklediği algısı devam etmektedir ve bu desteğin Çin’i çevreleme ve dizginleme politikası çerçevesinde ABD-Çin rekabetinin bir parçası olarak yeni bir hamle olduğu inancı özellikle Çin tarafının yaygın fikrini oluşturmaktadır.       
 
   
KAYNAKÇA

Çiçek, Murat. “Tek Ülke İki Sistem: Çin Halk Cumhuriyeti ile Hong Kong Arasındaki Sistem Çatışması”, Politika Akademisi, 29.07.2019. http://politikaakademisi.org/2019/07/29/tek-ulke-iki-sistem-cin-halk-cumhuriyeti-ile-hong-kong-arasindaki-sistem-catismasi/, Erişim Tarihi: 31.08.2019. 

Feyzioğlu, Hamiyet Sezer. ¨Batı-Çin Savaşları ve Osmanlı Devleti¨, TAD, C. 36/S.62, 2017.

Yıldızoğlu, Ergin. “Hong Kong ‘Yeni Soğuk Savaş’ platformu mu oluyor?”, BBC, 02.08.2019, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-49206875, Erişim Tarihi: 31.08.2019.

“ABD’den Çin Mallarına Ek Gümrük Vergileri”, Siyaset Tarihi, https://siyasetdergisi.com.tr/abdden-cin-mallarina-ek-gumruk-vergileri/#prettyphoto/0/, Erişim Tarihi: 30.08.2019.

“ABD-Çin ‘ticaret savaşı’- Trump: Çin ticaret müzakerelerinin yeniden başlatılmasını istiyor.”, BBC, 26.08.2019. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-49472780, Erişim Tarihi: 30.08.2019.

 “Çin Hong Kong olayları ile ilgili gizli görüşmeyi gösterip ABD'yi suçladı, Trump 'Bir fikrim yok' dedi”, Star, 14.08.2019. https://www.star.com.tr/dunya/cin-gizli-gorusmeyi-gosterip-abdyi-sucladi-trump-bir-fikrim-yok-dedi-haber-1473981/, Erişim Tarihi: 02.09.2019.

“Hong Kong Protestoları: Çin devlet medyası yabancı güçleri suçladı”, BBC, 10.06.2019. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48577492, Erişim Tarihi: 02.09.2019.

“Kılıçlar çekildi, Huawei Meydan Muharebesi’nde 2. Sezon başladı”, Habertürk, 29.01.2019. https://www.haberturk.com/abd-huawei-icin-casusluk-sorusturmasi-acti-2305336-teknoloji, Erişim Tarihi: 30.08.2019.


*Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Öğretim Üyesi, ilhansagsen@gmail.com,  https://ibu.academia.edu/IlhanSagsen 

Eklenme tarihi: 12 / 09 / 2019
Haber Okunma: 458







Önceki: Tek Ülke İki Sistem Politikasında Askeri Güç Masada mı?
Sonraki: Avrupa'da yaygınlaşan islamofobi