ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANALİZ PORTALI 
                                     

Theresa May’in İstifası Brexit Sürecinin Geleceği için Ne İfade Ediyor?


Ahmet Ziya AKIN* 




İngiltere’de geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği’nden çıkmak amacıyla parlamentoya tarafından reddedilen planın, hedeflenen sonuca ulaşmadığı ve Brexit sürecini giderek çıkmaza sürüklemesi sebebiyle İngiltere başbakanı Theresa May 7 Haziran’da Muhafazakar Parti liderliğinden istifa ederek görevinden ayrılmıştı. İstifa açıklamasında "Brexit'i gerçekleştirememiş olmak benim için daima derin bir üzüntü konusu olacaktır” şeklinde bir açıklamada bulunan May, gözyaşları içinde istifasını duyurmuştu. Bu gelişme üzerine Muhafazakar Parti içerisinde liderlik koltuğu için 11 milletvekili rekabet etme kararı aldı. 13 Haziran’da başlayacak ola oylamalarda önce milletvekilleri daha sonra ise parti üyeleri yeni genel başkanı belirleyecek oyları kullanacak.  Yeni genel başkan seçilene dek ise May vekaleten başbakanlığını sürdürecek.


Brexit süreci İngiltere’ye 2016 yılından bu yana İngiltere’de iki başbakan değişmesine neden oldu. May’in istifası ile birlikte önümüzdeki günlerde Brexit sürecinin belirsiz bir hal alacak olması AB ülkeleri tarafından da tepki ile karşılanmaya başlıyor. May’in istifa açıklamasından önce AB Komisyonu Başkanı Juncker, İngiltere milletvekillerini "kendi aralarında anlaşmaya varmaktansa başbakanı değiştirmeyi daha önemli gördükleri” gerekçesiyle eleştirmiş, May’in istifası sonrası ise bu kararı “memnuniyetle” karşılamadığını belirtmişti.


Adaylara bakıldığında Brexit yanlısı ve Brexit karşıtı birçok aday göze çarpıyor. En dikkat çeken adaylar arasında Brexit yanlısı bir tutum izleyen eski Dışişleri Bakanı Boris Johnson, Andrea Leadsom, Dominic Raab gibi isimler bulunuyor. AB üyeliğinin devam etmesi yönünde görüş bildiren adaylar arasında ise Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, İçişleri Bakanı Sajid Javid ve Amber Rudd yer alıyor. Ön plana çıkan isimlerden Jeremy Hunt, Brexit’in sonuçlandırılabilmesi için öncelikle Muhafazakar Parti içerisinde bir birlik sağlanması gerektiğini belirtiyor. 


Genel başkanlık seçimindeki favori adaylardan birisi olan Boris Johnson, seçimi kazanması halinde 31 Ekim’e kadar anlaşma olsun veya olmasın her koşulda İngiltere’yi Avrupa Birliği’nden çıkartabileceğini iddia etmişti. Brexit sürecindeki ayrılık yanlısı tutumu sebebiyle tepki olarak Dışişleri Bakanlığı koltuğundan istifa etmiş olan Johnson, Theresa May’in Brexit yol haritaları için “halkın taleplerini karşılamayan ve seçmeni kandıran planlar” şeklinde açıklamalarda bulunmuştu. Boris Johnson’un anlaşmasız Brexit hedefi ile ilgili olarak ilk tepki Fransa başbakanı Emmanuel Macron tarafından geldi. Macron, anlaşmasız bir Brexit’in İngiltere’ye 39 milyar Sterlin değerinde bir “boşanma tazminatı” anlamına geldiğini belirtmişti.


Kremlin cephesinde ise May’in istifasına ilişkin Rusya basın sözcüsü Dimitri Peskov, Theresa May’in “İngiltere ve Rusya arasındaki ikili ilişkileri geliştirmek için hiçbir çaba sarfetmediği” şeklinde açıklamalarda bulunarak, May hükümetinin istifasının Rusya için iyi veya kötü bir anlam ifade etmediğini belirtmişti. Zira May hükümetinin dış ilişkilerden ziyade Brexit sürecine odaklanan bir iktidar dönemini işaret etmesi, bu dönemde Rusya ile olan ikili ilişkilere verilen önemin azaldığı şeklinde yorumlanmaktadır.


Peki şimdi ne olacak? Brexit sürecinin sonuçlandırılabilmesi için May hükümeti tarafından hazırlanan Brexit planlarının parlamento tarafından dört kez reddedilmesi sürecin tıkanmasında bardağı taşıran son damla oldu. Öte yandan Muhafazakâr Parti'nin İngiltere'de yapılan yerel seçimlerde kötü sonuçlar alması, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Muhafazakar Parti’nin içinde bulunduğu geleneksel partilerin kan kaybı yaşaması gibi sebepler May hükümetinin sorgulanması ile sonuçlandı. May’in istifası ile liderliği alabilecek favori aday olan Boris Johnson’ın seçilmesi halinde sürecin daha sancılı ilerleyeceği ve İngiltere’nin aleyhine sonuçlanacağını görmek zor değil. Öte yandan Avrupa Birliği üye ülkelerinden gelen tepkiler anlaşmasız Brexit karşısında ödenmesi gereken “ayrılık tazminatı” üzerine yoğunlaşarak, İngiltere’yi Brexit’in sonuçlandırılması adına adeta bir paradoksa sürüklüyor. 30 Haziran sonrasında Muhafazakar Parti’nin yeni genel başkanı yalnızca parti lideri olarak seçilmeyecek, hem de Brexit sürecinin geleceğine dair önemli ipuçları barındıracaktı.


Boris Johnson’un Başbakanlığı Brexit’i Nereye Götürecek ?


23 Temmuz itibariyle İngiltere’nin yeni başbakanı olarak göreve başlayan Boris Johnson, zaman kaybetmeden Brexit konusunda verdiği “anlaşmasız ayrılık” sözünü tutmak için çalışmalara başlamıştı. Ancak parlamentoda yer alan çeşitli kesimlerden muhaliflerin ve iktidardaki Muhafazakar Parti milletvekillerinin de yer aldığı 'anlaşmasız Brexit' karşıtları, Boris Johnson'ın planının uygulanmasını önleyecek bir yasa tasarısını 4 Eylül'de parlamentonun gündemine taşıyarak kritik bir oylama talep ettiler. Bu tasarıya 'Evet' oyu veren muhaliflerin oy sayısı 328 olurken, anlaşmasız ayrılık taraftarlarının verdiği 'Hayır' oylarının sayısı 301'de kaldı. Bu sonuç üzerine İngiltere basını, Boris Johnson’sun kritik oylamayı kaybederek tarihi bir yenilgi aldığını, böylece Brexit’in kontrolünü kaybetmeye başladığını öne sürdü.


Parlamentodan geçen tasarıya göre Boris Johnson, 19 Ekim'e kadar AB ile herhangi bir Brexit anlaşması sağlayamaz veya anlaşmasız ayrılık için parlamentonun onayını elde edemezse, AB'den Brexit için tekrar 3 aylık erteleme talep etmek zorunda olacak. Eğer AB daha erken bir tarih teklif ederse bu teklif parlamento tarafından oylanacak ve yürürlüğe konulacak. Boris Johnson ise bu senaryonun gerçekleşmemesi adına parlamentoda erken seçim önerisi için bir oylama yapılmasını istemişti, ancak erken seçim talebi parlamentodan beklediği desteği alamadı. Erken seçim Boris Johnson için parlamentodaki çoğunluğu sağlayabilmesi adına avantajlı fakat erken seçimi kaybedebilme ihtimaline karşı ise dezavantajlı bir anlam ifade ediyor. Bu sebeple yasalara göre Boris Johnson ya seçim için alternatif bir yol arayabilir ya da anlaşmasız Brexit tasarısını parlamentodan geçirdikten sonra tekrar erken seçim çağrısı yapabilir. 


Boris Johnson iktidarı siyasi bir krizden anayasal bir krize evrilen Brexit meselesini anlaşmasız da olsa sonlandırmak adına bir umut ışığı yakmıştı. Ancak görüldüğü üzere, anlaşmasız Brexit senaryosunun İngiltere’ye olan negatif yansımalarının parlamanto tarafından kolayca sindirilemeyecek boyutta olması, bu senaryonun bir yandan kökten bir çözümü ifade eden, ancak diğer yandan kabul edilmesinin zor bir senaryo olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Brexit’in sebep olduğu anayasal krizin Sterlin üzerinde doğrudan bir değer kaybı yaratmaya başladığı, öte yandan sürekli olarak seçimlerin ve istifaların ülkeyi istikrarsız bir konuma sürüklemeye başladığını görmek zor değildir. Muhafazakar parti içerisindeki muhalif seslerin ve istifaların giderek artan büyüyen bir dalgaya dönüşmesi iktidarı da zor duruma düşürecektir. Öte yandan Johnson’un ödün vermeden anlaşmasız Brexit konusunda ısrarcı olması krizin daha da derinleşmesinenin önünü açacaktır.


* Yüksek Lisans Öğrencisi, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü


Eklenme tarihi: 12 / 09 / 2019
Haber Okunma: 257







Önceki: Yunanistan ile Kuzey Makedonya arasındaki isim krizi
Sonraki: 2019 Avrupa Parlamentosu Seçimleri Üzerine Bir Değerlendirme: Geleneksel Partilerin Düşüşü Alternatif Partilerin Zaferi