ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANALİZ PORTALI 
                                     

Afganistan'ın Barış Görüşmeleri ve Güç Mücadelesini Çözme Olasılığı


Afganistan'ın Barış Görüşmeleri ve Güç Mücadelesini Çözme Olasılığı


Nisan 14, 2020

Ahmad Massoud

Çev. Abdul Satar Kawa*

 

Afganistan'da merkeziyetçi olmayan bir şekilde ve adalete dayalı bir siyasal sistem, gücü ve kaynakları ülkenin halkı arasında eşit bir şekilde dağıtması gerekiyor.


 

Dört yıl süren savaştan sonra Afganistan göreli bir barışa hazır görünüyor. ABD ile Taliban arasındaki Doha kentinde barış görüşmeleri, iki taraf arasında bir barış anlaşması oluşturulmasına neden oldu. Yapılan anlaşma sayesinde, Afganistan hükümeti önderliğinde ve Afganistan'daki önemli siyasi grupların katılmasıyla müzakerelerin yolu açıldı. On yıllardır süren savaştan zarar gören Afganistan halkının, bu anlaşmalardan büyük beklentileri var, böylelikle iki taraf arasındaki sorunlar çözülerek herkes için kabul edilebilir ve kalıcı bir barışa yol açılmış olacak.

Yakında başlaması beklenen bu müzakerelerde, konuşulması gereken temel konu, çözülmemiş sorunların ortaya konulması ve kalıcı barışa ulaşılmasını engelleyen bu sorunların çözülmesidir. Ayrıca savaş sonrasında Afganistan'da çok merkezli ve tüm halkın kendini ifade edebileceği adaletli bir siyasi sistemin kurulması gerekmektedir. Doha’dan gelen resmi olmayan haberlere göre, şu ana kadar görüşmeler için iyi niyet göstermeyen Taliban'ın oldukça merkezi bir siyasi sisteme destek verdiklerini belirtmektedir.

Bugünkü siyasal sistem temel güç ve mali kaynakları Cumhurbaşkanlığı Ofisinde yoğunlaştırmıştır. Bu durum toplumun esas problemlerine yanıt verilememesine neden olmaktadır. Bu yüzden Afganistan'da kalıcı bir barış ve adil bir siyasi sistem kurabilmek için, siyasal ve idari yapıda temel değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Kâbil ile şehirlerarası güç paylaşım mekanizmasının bulunmadığı ve "her şeyin kazanmış olana ait" olduğu şeklindeki başkanlık anlayışı sağlıksız bir rekabete neden olmaktadır.

Ülkenin bugünkü siyasi yapısı, monarşi sırasında ülkenin 1964 Anayasasının düzeltmiş bir versiyonu olan 2004 Anayasasına dayanmaktadır. 2004 Anayasası, önceki monarşi hükümetinin avantajlarını azaltmış olsa da son kırk yılda meydana gelen temel siyasi değişiklikleri göz ardı etmiştir. Mevcut siyasi sistem genellikle Afganistan'ın nesnel siyasi gerçeklerinden uzaktır. 2004 Anayasası Cumhurbaşkanına 34 ildeki valileri, belediye başkanlarını, güvenlik komutanlarını, kaymakamları, senatörleri ve diğer siyasi görevlileri atama yetkisi vermektedir. Hükümetin otoriter bir yapısı var ve yolsuzluk içindedir, dolayısıyla insanlar demokratik haklarını kullanamamaktadır. Ayrıca, mali kaynakların kontrolü Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde anlamsız bir şekilde toplanmıştır. Örneğin, uzak bir köyde bir okulun yeniden inşa edilmesi gerekiyorsa, yerel ve il yetkililerinin, Cumhurbaşkanından bütçeyi tahsis etme hakkı elde edebilmesi için aşırı zorlukları aşması gerekmektedir.

Bundan daha da tehlikeli olanı, Afganistan'ın çok uluslu toplumundaki merkezi siyasal sistemin iç çekişmelerin ateşini tutuşturmasıdır. Afganistan’ın etnik azınlıklardan oluşan bir ülke olması ırkçı ve ayrılıkçı politikalar izlendiğinde Cumhurbaşkanlığına güveni sarsmaktadır. Bu durum etnik gruplar arasındaki kökene olan bağlılığı ve milliyetçiliği artırmaktadır. Belirli bir grubun Cumhurbaşkanı tarafından desteklenmesi toplumda büyük bir rahatsızlık oluşmasına neden olmakta ve ayrıca tüm etnik gruplar arasında bir yoksunluk duygusunun oluşarak ülkedeki yıllarca süren çatışmaların nedeni haline gelmektedir. Afganistan'ın ulusal kahramanı olan babam, Ahmad Shah Massoud, ülke tarihindeki tüm etnik grupları tek bir bayrak altında bir araya getirebilen birkaç liderden biriydi. 11 Eylül saldırılarından iki gün önce, kendilerini gazeteci olarak tanımlayan iki El Kaide ajanı tarafından babam suikasta uğradı. Birbirine bağlı bu iki olay, Amerikan ve Afgan uluslarının kaderini sonsuza dek değiştirdi. Suikasttan on dokuz yıl sonra Afganistan'daki dayanışma duygusu zayıf bir hale döndü.

Geçen yıl, Afganistan'ın yeniden çöküşün eşiğinde olduğunu ve bir kez daha şiddetli bir iç savaşa girebileceğini fark edince, siyasete girmeye ve babamın ülkeye ve birliğe gerçek barış getirecek ayak izlerini takip etmeye karar verdim. Komutan Massoud'un önerisi, İsviçre modeline dayalı olarak gücü ve serveti merkezi olmaktan uzaklaştırmaktı. Bu model bir galip-mağlup oyununda yüksek güç rekabetini önleyebilir. O, bu modeli, savaşın parçaladığı ülkede ulusal birliğin önemli unsuru olarak görüyordu. Buna dayanarak, illere iktidar ve kaynakların devredilmesiyle, sosyal adalet, eşitlik ve ulusal birliğin sağlanabileceğine ve nihayet iktidar mücadelesinin biteceğine inanıyordu.

2014-2020 yılları arasında Afgan Ulusal Birlik Hükümeti, iktidarı paylaşmak ve halka hesap vermek için pratik adımlar atma fırsatı buldu. Ulusal birlik hükümetinin kurulmasına yol açan anlaşmalar, Cumhurbaşkanı Mohammad Eşref Ghani ve İcra Kurulu Başkanı Dr. Abdullah Abdullah'ın anayasa değişikliğinin önünü açması ve Cumhurbaşkanının bazı yetkilerini yeni atanan Başbakana ve daha sonra valilere devredecek yeni bir sistem sağlaması gerekiyordu. Ancak siyasi yönetim, temel reformlara yol açmayan mevcut sistemi korumaya çalıştı. Sonuç olarak Kâbil bir kez daha siyasi bir krizden mustariptir. Geçen yıl yapılan seçimlerden sonra hem Dr. Eşref Ghani hem de Dr. Abdullah seçimleri kazanmış görünüp uzlaşmaya istekli olmamışlardır. Eğer onlar anayasada değişiklik getirseydiler ve iktidarı merkeziyetçi halden uzaklaştırmak için pratik adımlar atsaydılar, belki de bugün tanık olduğumuz kriz ortaya çıkmayacaktı.

Afganistan halkının kendi şehir ve yerel yetkililerini seçmelerine izin vermek ve merkezi hükümete gereksiz bağımlılığı en aza indirmek gerekir. Seçimler yoluyla iktidara gelen yerel yetkililer daha fazla kamu güvenine sahip olup, daha etkili olacaklardır, çünkü sorunları ve karmaşıklıkları daha iyi bilmektedirler. Son 18 yıldır, merkezi hükümet kalkınma bütçesini tam olarak kullanamadı. İller gelirlerinin bir kısmını koruyabilmeli ve ekonomik kalkınma ve halkının refahında doğrudan rol oynayabilmelidir. Yerinden yönetim, servetlerinin merkezi hükümet tarafından keyfi olarak tüketildiğine inanan insanların tepkisi dindirebilecektir. Dolayısıyla, ülkenin dağılmasına yol açılmasını engelleyerek kimlik krizini de çözebilecek ve etnik gruplar arası gerilimleri azaltacaktır.

Komutan Massoud'un dileği, kalıcı bir barış ve adil bir siyasi adalet sistemiydi ve kaynakların tüm Afganlar arasında merkeziyetçilik olmadan, eşit dağılımını vurgulamaktı. Onun hayallerini gerçekleştirmek için bir şeyler yapabileceğime inanıyorum. Afganlar yakında görüşmeler için bir araya geleceğinden, bu görüşmelerde Afganistan’da bulunan tüm azınlıkların isteklerinin temsil edilmesi ve merkeziyetçi olmayan bir sistemin oluşturulması meselesinin tartışılması ve ülkenin anayasasını değiştirmek için bir uzlaşmaya varılması çok önemlidir. Afganistan halkına adil bir sistem ve kalıcı bir barış borçluyuz.


*Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Lisans Öğrencisi

 

 

Eklenme tarihi: 29 / 07 / 2020
Haber Okunma: 292







Önceki: Sosyal İnşacılık Bağlamında “Köpek Dişi” Film Analizi
Sonraki: 2008 Rusya–Gürcistan Savaşı