ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANALİZ PORTALI 
                                     

Pandemiler: Yeni Bir Güvenlik Tehdidi(mi?)


Ahmet Ziya AKIN*

2019 Aralık ayından itibaren Çin’de ortaya çıkan Covid-19 hem çabuk bulaşması hem de kronik rahatsızlığa sahip bireylerde sıklıkla ölümle sonuçlanması açısından küresel bir tehdit haline gelmiştir. Salgının tüm kıtalara kısa sürede yayılarak Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilmesi de gecikmemiştir. Virüsün küresel çapta yaratmış olduğu belirsizlik ve tedirginlik havası hem uluslararası sistem düzeyinde hem de ulus-devletler içerisinde yer alan bireyler düzeyinde fazlasıyla hissedilmektedir. Bu anlamda küresel hale gelen bir meselenin doğuracağı sonuçların ulusal ölçekten daha öte küresel ölçekte olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Yalnızca bulaşıcı hastalıklar ve bu sorunun kilit noktası olarak görülen sağlık sistemi üzerinden meseleyi değerlendirmek hatalı bir yaklaşım olacaktır. Çünkü Covid-19 her ne kadar bir “insan sağlığına karşı tehdit” olarak ortaya çıkmış olsa da, aynı zamanda sosyal bilimler açısından bakıldığında dünya üzerinde sayısız sonuçlar doğuracak küresel bir sosyo-ekonomik meseledir. Bununla birlikte ulus-devletlerin ajandaları bugün bile realizmin hakimiyetinde olması sebebiyle bulaşıcı hastalıklar ve pandemi ile mücadele konusunda planlamaların bir hayli yetersiz kaldığı görülmektedir. 

Her ne kadar bazı uluslararası örgütler tarafından küresel ölçekte bir pandemiye karşı bazı senaryolar masaya yatırılmış olsa da hükümetlerin ve yönetici seçkinlerin bu senaryolara olan ilgisizliği yaşanan gelişmeler ile birlikte gün yüzüne çıkmaktadır. Bugün rahatlıkla söyleyebilir ki modern dünyada pandemiler yalnızca bulaşıcı birer hastalık olarak değili aynı zamanda ulusal ve uluslararası finansal ağları ve ekonomi politikaların temelinden sarsabilen, kitleleri kolaylıkla paniğe sevk edebilen birer güvenlik tehdidi haline gelmiştir. Peki pandemilerin ulusal/uluslararası düzeyde bir “güvenlik tehdidi” olarak ele alınması mümkün müdür? Yoksa mümkün olması bir yana. pandemi-sonrası dünyada bu güvenlik tanımlaması bir zorunluluk haline mi gelecektir? Bu anlamda Covid-19’un meydana getirdiği etkileri birey, ulus-devlet ve sistem olmak üzere üç analiz düzeyi üzerinden ele almak yaklaşımların daha sistematik ve anlaşılır olmasını kolaylaştıracaktır.

An itibariyle Covid-19 pandemisi dünya çapında 2,223,240 aktif vaka ve 152.328 can kaybı ile insan sağlığını tehdit etmeye devam etmektedir. Virüsün bulaşıcı ve öldürücü etkisinin en fazla görüldüğü ülke ABD olmuştur. Çin Halk Cumhuriyeti dışına yayıldıktan sonra virüsün tedbirlerinin sıkılaştırılmaya başlandığı Avrupa’da da durum çok vahim. Her gün İtalya. İspanya ve Fransa’da yüzlerce kişi hayatını kaybediyor. Süreç ile ilgili akıllara gelen birçok soru var. Ancak belki de  en önemlisi “küresel polis” rolünü üstlenen ABD’nin veya sosyal devlet kimliğini her fırsatta ön planda tutan Avrupalı devletlerin bu felakete karşı bir planı yok muydu? Eğer devletlerin bu felaketlere karşı bir plan mevcutsa neden hala bir belirsizlik içerisinde kontrolsüzce yürütülen bir süreç var? Cevap aslında şaşırtıcı. Elbette uluslararası ve ulusal düzeyde bazı planlari hatta senaryolar vardı. Hatta bazı devletler olası bir pandeminin “ciddi bir ulusal güvenlik sorunu” olarak ele alınması gerektiği konusunda tartışmaktaydı.

Pandemiler 1-2 ay içerisinde belli bir bölgeden 8-12 ay içerisinde veya daha az bir zamanda küresel yayılmayı tamamlayan, geniş bir coğrafyada insanların büyük bir bölümünün hastalanmasına neden olan bulaşıcı hastalıklar olarak tanımlanmıştır.[1] Dünya Sağlık örgütü bulaşıcı hastalıkların tehlikesini kategorize edebilmek amacıyla 6 farklı faz belirlemiştir. Bu fazlar arasındaki tehlike boyutu insandan insana bulaşma oranına göre artmaktadır. Bu doğrultuda 6. faz en tehlikeli bulaş türü olarak tanımlanmış ve pandeminin en tehlikeli türü sayılmıştır[2]. İspanyol gribi bu açıdan 20.yüzyılın en tehlikeli pandemisi olarak göze çarpmaktadır. 1918 yılında ortaya çıkan İspanyol Gribi salgınının Dünya Sağlık Örgütü tarafından 40-50 milyon kişinin hayatını kaybetmesi ile sonuçlandığı tahmin edilemektedir[3]. 1994 yılında Birleşmiş Milletler tarafından küresel ölçekte “insan sağlığının insan güvenliği içerisinde değerlendirilmesi gerektiği” değerlendirmesine yer verilmiştir. Bu bilgiler doğrultusunda Dünya Sağlık Örgütü’nün 2007 yılında hazırlamış olduğu rapora göre pandemiler “dünyada en çok korkulan güvenlik tehdidi” olarak tanımlanmaktadır[4]. Bu tanımlamanın 2003 yılında meydana gelen SARS virüsü ve İspanyol Gribi salgını etkileri doğrultusunda yapıldığı göz önüne alındığında bulaşıcı hastalıklar ve pandemilerin ilk defa ciddi bir biçimde bu tarihten itibaren bir küresel güvenlik tehdidi olarak ele alınmıştır.

ABD 2007 yılında “Pandemilerin Bulaşıcılığını Azaltmaya Yönelik Topluluk Stratejisi” belgesi çıkarmıştır. Bu belge doğrultusunda pandemiler ABD hükümeti tarafından öldürücü etkisi bakımından beş kategoride ele almıştır. Bu kategoriler ABD nüfusu ve hastalık oranı arasındaki artışa göre belirlenmiştir. ABD’de öngörülen ölüm sayıları (Kategori 1 için 90.000'den az ve Kategori 5 için 1.8 milyondan fazla) ve müdahale planları bu senaryolara göre belirlenmiştir[5].

Pandemilerin yalnızca insan sağlığı boyutu üzerinden değerlendirilmesinin dünyamızın geleceği açısından eksik kalacağını belirtmiştik. Bu anlamda pandemilerin uluslararası ve ulus-devletler düzeyinde belirli sonuçlar doğuracağını söylemek yanlış olmayacaktır. Ullman’ın tanımladığı üzere basit bir şekilde ifade edilirse, bir devlet için güvenlik tehdidinin “bir devletin yaşam kalitesini düşürmek için büyük ölçüde ve nispeten kısa bir sürede tehdit eden bir eylem veya olaylar dizisi[6] ”şeklinde ele alındığında, pandemilerin küresel ve ulusal ölçekte yarattığı etkilerin sosyo-ekonomik sonuçlarının devletler tarafından rahatlıkla bir güvenlik problemi olarak değerlendirilebileceği söylenebilmektedir. Öyle ki ABD pandemi planında yer alan ifadeler bir devlet için “pandemilerin yarattığı etkiler bakımından kasırga,deprem veya terör faaliyetlerinden ziyade savaş ve ekonomik krizler ile kıyaslanabilir olduğu[7]” şeklinde belirtilmiş ve gerçek bir güvenlik tehdidi olarak ele alınmasının gerekliliği gözler önüne serilmiştir. Diğer yandan, pandemilerin yayılma hızı dolayısıyla ulusal düzeyde meydana getirdiği korku ve paniğin devletler içerisinde bir ciddi bir güvenlik meselesi haline gelebileceği, hatta devletlerin ulusal düzeyde askeri önlemler almasını gerekli kılabileceği belirtilmiştir[8]. Çünkü toplumların “bir anda büyük can kayıplarına” verdiği tepkiler “sık sık küçük can kayıplarına” verdiği tepkilerden çok daha sert ve güçlü olabilmektedir[9]. Bunun önemli bir örneği olarak 2003 yılında patlak veren SARS salgını nedeniyle Çin'in bazı bölgelerinde yerel hasta izolasyon koğuşları kurulacağına dair hükümet planları olduğu söylentilerinin yayılması üzerine bazı isyan ve ayaklanmaların ortaya çıktığı görülmektedir[10]. Bu doğrultuda kitlelerin isyana sevk eden korku ve panik, devletlerin önemli bir ulusal güvenlik meselesi ile karşı karşıya kalabileceğini göstermektedir.

Ölüm oranları ve sosyo-ekonomik etkileri bakımından bir güvenlik sorunu olarak ele alınması beklenen pandemilerin, bir güvenlik meselesi haline getirilmesine karşı çıkan görüşler de mevcuttur. Örneğin Susan Peterson’a göre kamu sağlığının yüksek politika içerisine dahil edilerek desteklenmesi istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Çünkü insan sağlığı “ancak bir güvenlik meselesi haline getirildiğinde” önemli bir mesele hale gelmektedir[11]. Bu açıdan bakıldığında insan sağlığını tehdit eden pandemilerin devletler tarafından bir güvenlikleştirme sürecine döndürülmesi, insan haklarının “aciliyet” bahanesi ile kısıtlanarak ulusal düzeyde devletler tarafından farklı önlemler ve gözetim mekanizmalarının devreye sokulmasına yol açabilecektir.

Pandemilerin neden bir güvenlik meselesi olarak ele alınması gerektiği konusunda bir diğer tartışma alanı ekonomik boyut üzerinden yürütülmektedir. Covid-19 pandemisinin dünyaya yayılmaya başlaması ile birlikte birçok ülke sınırlarını kapatmış, uluslararası ticaretin önemli bir parçası olan uluslararası hava taşımacılığının neredeyse durmasına sebep olmuştur. Ekonomilerini büyük oranda kapatan ve tedarik zincirinin aksamasına neden olan bu sürecin dünya ekonomisinin gelecekteki durumuna yönelik bazı negatif sinyalleri de beraberinde getirdiği gözlemlenebilmektedir. IMF verilerine göre bu şartlarda devam edildiğinde, küresel ekonominin 2020 yılı sonuna kadar %3 daralmasının beklendiği öne sürülmektedir. Pandemi öncesi şartlarda küresel ekonominin büyümesinin sürdürülmesi beklenirken, önümüzdeki 2 yıl içerisinde küresel GSYH payının 9 trilyon dolarlık bir zarara uğrayacağı öngörülmektedir[12]. Bu şartlarda uluslararası finans-kapital sisteminin içinde bulunduğu krizin giderek derinleşmesi, buna karşın ulusal ve uluslarararası düzeyde alınması gereken ekonomik tedbirlerin maliyetinin artması ile beraber giderek sertleştirilmesi gerekmektedir. Öyle ki içinde bulunduğumuz pandemi şartlarının devam etmesi halinde yaşanacak olan küresel buhranın İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanabilecek en büyük büyük ekonomik felaketi de beraberinde getireceği iddiası tüm dünya üzerinde büyük bir endişeye sebep olmaktadır. Bu açıdan pandemi-sonrası dünya düzeninde, öngörülen diğer şartların (savaş,doğal afetler,iklim değişikliği vb.) dışında meydana gelebilecek olası bir küresel krizin “bir pandemi tarafından tetiklenebileceği” senaryosunun devletlerin güvenlik ajandalarına ekleneceğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Özetle toparlanacak olursa, modern dünya için konuşulduğunda pandemilerin yirminci yüzyıldan itibaren insan sağlığını tehdit eden önemli tehlikelerden birisi olduğu gerçeğini bugünlerde pratik etmekteyiz. Pandemi tehdidin “somut” bir düşman olmayışı veya sürekli olarak meydana gelmiyor oluşu bu tehdidinin ulus-devletler ve uluslararası örgütler tarafından göz ardı edilmesinin en büyük nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. 1918 İspanyol Gribi, 2003 yılındaki SARS virüsü gibi tecrübeler devletlerin pandemileri ve bulaşıcı hastalıkları bir güvenlik sorunu olarak ele almasını gerekli kılmıştır. Bugüne dek ABD,Avustralya veya uluslararası düzeyde Birleşmiş Milletler tarafından ortaya atılan pandemi çalışmaları ve senaryolarının insan sağlığı odaklı olarak yapılan süreç değerlendirmelerinin günümüz şartlarında yeterli olmadığı, yeterli olacağı düşünülen planların ise devletler tarafından uygulanmaktan kaçınıldığı, tehdidin küresel boyutta etkilerinin olmasına karşın uluslararası işbirliğinin oldukça sınırlı kalması bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Bu sebeple içinde bulunduğumuz Covid-19 virüsünün tüm tehlikeli etkileri ve bu etkilerin sonuçları ile yüz yüze kalarak edindiğimiz tecrübeler pandemi-sonrası dünya düzeni ve dünyayı algılayış biçiminde farklılıklar yaratacaktır. Bireyler açısından bu algılayış, devletlerin olası bir pandemi durumunda daha fazla sorumluluğu daha kısa bir süre içerisinde almasına, insan sağlığının olabildiğince ön planda tutulmasına yönelik beklentileri doğuracaktır. Devletler açısından bu beklenti küresel finansal ağların ve tedarik zincirlerinin bozulmasına neden olan ekonomik etkiler ile birlikte hesaplanarak pandemi-sonrası dünya düzeninde bulaşıcı hastalıkların bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmesini mümkün kılacaktır. Uluslararası sistem açısından bu durum, devletlerin bulaşıcı hastalıkların etkilerinin azaltılmasına yönelik işbirliğinin sağlanmasında güvenlik çalışmaları içerisinde “pandemi ve bulaşıcı hastalıkların etkilerinin” ne ölçüde yer bulacağı ile doğrudan ilgili olacaktır.

*Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Yüksek Lisans 

KAYNAKÇA

 

[1]  Klaus Stöhr and Marja Esveld, ‘Will Vaccines Be Available for the Next Influenza Pandemic?’, Science, vol. 306, No. 5705, 24 Aralık 2004, p. 2195.

2  World Health Organisation, WHO Global Influenza Preparedness Plan: The Role of WHO and Recommendations for National Measures Before and During Pandemics (Geneva: World Health Organisation, 2005), p. 2

3  World Health Organisation, ‘Ten Things You Need to Know about Pandemic Influenza’, 14 Ekim

2005, http://www.who.int/csr/disease/influenza/pandemic10things/en/.

4  World Health Organisation, A Safer Future: Global Public Health Security in the 21st Century, World Health Report 2007 (Geneva: World Health Organisation, 2007), p. 45

5  US Department of Health and Human Services, ‘Community Strategy for Pandemic Influenza Mitigation’, Şubat 2007, http://www.pandemicflu.gov/plan/community/ commitigation.html.

6  Richard Ullman, ‘Redefining Security’, International Security, vol. 8, no. 1, Summer 1983, p. 133

7  Implementation Plan for the National Strategy for Pandemic Influenza, p. 2.

8  Enemark, Christian (2009): Is Pandemic Flu a Security Threat? In Survival 51 (1), pp. 191–214. DOI: 10.1080/00396330902749798. p.196

9  Paul Slovic, Baruch Fischhoff and Sarah Lichtenstein, ‘Facts and Fears: Understanding Perceived Risk’, in Richard C. Schwing and Walter A. Albers (eds), Societal Risk Assessment: How Safe is Safe Enough? (New York: Plenum, 1980), p. 209.

[10]  Erik Eckholm, ‘SARS is the Spark for a Riot in China’, New York Times, 29 Nisan 2003, p. A1.

[11]  Susan Peterson, ‘Epidemic Disease and National Security’, Security Studies, vol. 12, no. 2, Aralık 2002, p. 51.

[12] BBC Türkçe (14.04.2020) “IMF: Dünya ekonomisi Büyük Buhran'dan beri görülen en sert daralmayı yaşayabilir” https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-52287325 (18.04.2020 tarihinde erişildi)

 

 

 

 

 

 

 


Eklenme tarihi: 18 / 04 / 2020
Haber Okunma: 907







Önceki: ULUSLARARASI İLİŞKİLER ÖĞRENCİLERİ İÇİN KİTAP VE FİLM ÖNERİLERİ
Sonraki: 2008 Rusya–Gürcistan Savaşı