ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANALİZ PORTALI 
                                     

Kaos Ortamında Çözüm Arayışı: Arap Baharı’ndan Günümüze Almanya'nın Libya Politikası ve Güncel Duruma Yönelik Tutumu



Ahmet Ziya AKIN*

2011 yılında Libya lideri Muammer Kaddafi’nin devrilmesiyle birlikte Libya’da  hakim olan kaos yalnızca Ortadoğu’daki güç dengelerini etkilemekle kalmamış, hem Avrupa Birliği dış politikasının hem de Avrupalı devletlerin bölgeye yönelik ulusal politikalarının revize edilmesi ihtiyacını doğurmuştur. Bölgedeki güç dengelerinin istikrarsız bir ortamda sürekli olarak değişmesi Avrupalı devletler açısından güç politikalarının yanı sıra sosyo-ekonomik politikaların da değişeceğinin göstergesi olmuştur. Bu anlamda Avrupa Birliği’nin dev ekonomisi ve önemli üye ülkelerinden birisi olan Almanya’nın bu süreci nasıl koordine edeceği merak konusu olmuştur.

 Arap Baharı sürecinde Almanya’nın Libya’ya yönelik politikası, diğer bölge ülkeleri olan Tunus ve Mısır ile kıyaslandığında daha karmaşık ve sonuca ulaştırılması zor bir süreci ifade etmektedir. Bu sürecin Almanya açısından sancılı bir şekilde ilerlemesinin sebepleri; hem Libya’nın petrol, doğalgaz gibi doğal kaynaklar bakımından zengin olması, Almanya’nın Libya üzerinden gerçekleştirmek istediği uzun vadeli politikaların bir gerekliliği olarak geçiş sürecinde hassas davranılmasını gerektirmesi, hem de diğer Batılı devletler ile Libya üzerinde çıkarların bazı noktalarda çakışması ile birlikte görüş ayrılıklarının meydana gelmesidir. Dolayısıyla Arap Baharı sürecinde Libya’ya yönelik politika hem Almanya’nın ilkeli dış politikasının geçerliliği üzerine bir sınav niteliğinde olmuş, hem de bölge üzerindeki uzun vadeli çıkarların korunması pahasına müttefikler ile bazı tartışmaların yaşandığı görülmüştür.

Her şeyden önce bölgede yer alan enerji kaynakları ve petrol rezervlerinin birçok devlet tarafından odak noktası olarak değerlendirildiği belirtilmelidir. İran sınırları dahil olmak üzere Libya ve Cezayir'in de içinde bulunduğu coğrafyadaki petrol rezervlerinin 790 milyar varil civarında olduğu tahmin edilmektedir[1]. Bu durum, hem Almanya açısından hem de petrol ithal eden diğer devletler için Libya’nın enerji güvenliği bakımından istikrarlı bir bölge olmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Arap-Alman Ticaret Odası Başkanı Thomas Bach'a göre, "son yirmi yıl içerisinde Avrupa ve Libya arasındaki ticaret hacminin 16,98 milyar Euro olarak gerçekleştiğini ve bu oranın yarısından fazlasının Almanya ile Arap ülkeleri tarafından gerçekleştirildiği" belirtilerek, Avrupa ve Arap ülkeleri arasındaki enerji ve istikrar bağlantısına vurgu yapmıştır[2]. Almanya uzun vadeli enerji güvenliğini sağlamak adına, "DESERTEC" projesi ile ODKA (Ortadoğu ve Kuzey Afrika) bölgesinde yer alan Sahra Çölü üzerine kurulacak olan  güneş panelleri sayesinde 2050 yılı itibariyle elektrik enerjisinin %15'lik kısmının sağlanabileceği bir hedef belirlemiştir. Bu anlamda Libya, Almanya açısından “DESERTEC” projesinin hayata geçirilmesi doğrultusunda ekonomik, toplumsal ve demokratik dönüşümün sağlanması gereken önemli bir devlet pozisyonundadır[3]. Öte yandan Almanya, ODKA bölgesinden mülteci olarak gelen insanları daha hızlı bir şekilde geri göndermek için Fas, Cezayir ve Tunus’un Kuzey Afrika ülkelerini “güvenli” ülkeler haline getirmeye çalışmaktadır[4].

Almanya 2011 yılında BM Güvenlik Konseyi toplantısında iki yıllık dış politika planına göre “Sorumluluk,Güvenilirlik, Bağlılık” ilkeleri ile hareket edeceğini açıklamıştır[5]. 2011 yılında Libya’da Kaddafi rejimine karşı protestoların başlaması ile birlikte, Kaddafi halkı sokağa davet ederek isyancılara karşı direnme çağrısında bulunmuştur.Almanya hükümeti ise Kaddafi hükümetine karşı muhaliflerden oluşan Ulusal Geçiş Konseyi’ni meşru hükümet olarak tanıma kararı almıştır[6]. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 26 Şubat 2011’de Kaddafi’nin yurtdışındaki tüm mal varlığını dondurma kararı almıştır. Ulusal Geçiş Konseyi kaynaklarına göre, bu mal varlığı büyüklüğün 170 milyar dolar civarında olduğunu iddia edilmektedir. Bu varlıkların üçte ikisi ise ABD, İngiltere ve Almanya'da bulunmaktadır[7].

Almanya Libya’da Kaddafi iktidarının gitmesinden yana bir tutum izlemiş ancak Birleşmiş Milletler bünyesinde yapılacak bir askeri müdahaleye sıcak bakmamıştır. Bu dış politika tercihi akademik çevrelerce farklı açılardan yorumlanmıştır. Örneğin Robert Gilpin'in realizm anlayışına göre Almanya'nın Libya Krizi'ndeki çekimser tutumu, ekonomik çıkarların güvenlik stratejileri ile çelişmesinin engellenmek istenmesi ile ilgilidir[8]. Ratka'ya göre ise, Almanya'nın Libya müdahalesinde çekimser kalması, Batı ile entegrasyon (Westbindung ya da Westintegration) olarak tanımlanan ABD ve İngiltere ile ortak hareket etme politikasından uzak hareket ettiği şeklinde yorumlanmıştır[9]. Öte yandan Almanya'nın Libya'ya müdahale kararında çekimser kalması üç açıdan eleştirilmiştir: birincisi, Almanya'nın Batılı müttefiklerinden farklı bir karar alarak görüş ayrılığına neden olmasıdır. İkincisi, Birleşmiş Milletlerin Libya’ya askeri müdahale konusunda oy birliğini sağlama açısından yetersiz kalmasıdır.Üçüncüsü ise Avrupa Birliği'nin ortak savunma politikasının marjinalleşerek, bu politikanın fikir babası ve öncüsü olan Almanya'nın bu karara tek başına karşı çıkmış olmasıdır[10].Almanya’nın çekimser kalmasının temelinde yatan endişelerden birisi de, Arap Baharı’nın yaşandığı ülkelerde meydana gelen olaylar ile birlikte, petrol ve gaz fiyatlarında oluşan dalgalanmalarının uluslararası petrol ve gaz fiyatlarını da etkileyeceğini düşünmesidir. Böylece bölgede meydana gelen olayların petrol rezervleri açısından zengin olan ülkelere yayılması olasılığını gözeterek fiyatların artması ve Avrupa istihdam piyasasını altüst etmesi ihtimalinin ortaya çıkmasıdır[11].

Almanya’nın Libya’ya askeri müdahale konusunda çekince koymasıyla, İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi ile birlikte uluslararası meselelerede Batılı müttefikleri ile entegre politikalar izlediği Westbindung (Westintegration) politikasına ters düşecek biçimde hareket etmiştir. Bu anlamda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bünyesinde yapılan müdahale oylaması sonucunda Almanya’nın konumu Batılı müttefikleri tarafından Rusya,Çin, Hindistan ve Brezilya ile aynı tarafta durduğu şeklinde yorumlanmış, NATO bünyesinde 1994’te Bosna müdahalesinde olduğu kadar aktif bir rol alamayacağına dair yorumlamalarda bulunulmuştur[12]. Öte yandan müdahale kararı oylaması yapılmadan önce de Almanya kendi iç politikasında da Libya’ya müdahale kararını birçok kez tartışmıştır. Almanya’da SPD (Sosyal Demokrat Parti) ve Yeşiller Partisi askeri müdahaleye katılmamanın Almanya’yı Batılı müttefiklerinden uzaklaştıracağı yönünde eleştirilerde bulunurken, Merkel ise müdahaleye katılmanın Arap ülkeleri ile ekonomik ilişkilerin zedeleyeceği gerekçesiyle müdahaleye sıcak bakmadığını belirtmiştir[13]. Ancak Almanya Libya’ya müdahale konusunda çekince koymuş olsa da, bu süreçte Suudi Arabistan’a silah satışına devam ederek kendi dış politikası ile çeliştiği öne sürülmüştür. Bu doğrultuda Almanya’nın, jeo-ekonomik bir güç olarak Arap Baharı’na katkı sağladığı belirtilmiştir[14].

Libya’ya müdahale sonrasında Almanya-Libya ilişkilerinin seyrine bakılacak olursa, Arap Baharı öncesinde 2009 yılında Almanya Libya’ya neredeyse 1.8 milyar dolarlık ihracat yaparken, 2012 yılında bu sayı 850 milyon dolar civarına gerilemiştir. Arap Baharı sonrasında, Almanya tarafından Libya'dan gerçekleştirilen petrol ithalatının da arttığı görülmektedir. 2010 yılında Libya'dan 3 Milyar Euro değerinde petrol ithal edilirken, Arap Baharı sonrasında petrol ithalatı 5 milyar Euro seviyesine kadar çıkmıştır[15].Öte yandan Almanya, Libya’da iç savaş sonrası Libya’nın yeniden inşası ve bölgesel istikrarın hızlı biçimde sağlanması adına 2016 yılına dek Libya’ya 13 milyon Euro değerinde yardımda bulunmuştur[16].

Görüldüğü üzere Almanya, uzun vadeli çıkarları ve bölgedeki diğer Arap ülkeleri ile ekonomik ilişkilerinin korunması adına Batılı müttefikleri ile Libya’ya müdahale konusunda fikir ayrılığına düşmekten kaçınmamıştır. Ancak bu fikir ayrılığı Batı entegrasyonu politikasından bir kopuşu ifade etmemekle birlikte, Almanya’nın Avrupa Birliği içerisindeki lider konumunun izin verdiği ölçüde gerçekleşmiştir. Libya üzerinde Almanya’nın uzun vadeli çıkarlarına örnek olarak, Avrupa Birliği ve Almanya’nın enerji güvenliğinin sağlanması açısından önem arz eden DESERTEC projesinin uygulanabilmesi için gerekli olan bölgesel istikrarın ve ekonomik dönüşümün tamamlanması gerektiği gösterilebilir. Öte yandan Libya’nın sahip olduğu zengin petrol rezervleri Almanya için enerji güvenliğinin bir başka boyutunu oluşturmaktadır. Arap Baharı sonrasında, Arap Baharı öncesine oranla Almanya’nın Libya’dan petrol ithalatının artması, Almanya’nın Arap Baharı sürecinde Tunus ve Mısır’da olduğu gibi Libya’da da ekonomik çıkarlarını koruduğu ve ilerttiği anlamına gelmektedir.

Çözüm Arayışında Berlin’in Güncel Konumu

Libya’nın 2011 yılında devrilen lideri Muammer Kaddafi’den sonra Libya’da tam anlamıyla bir kaos hakim olmuştur. Batılı devletlere karşı sert duruşu ve Arap Baharı sürecinde insan hakları ihlalleri yaptığı gerekçesiyle eleştirilerin odağında olan Kaddafi’nin devrilmesi Almanya tarafından olumlu bir şekilde karşılanmıştır. Ancak iç savaşında giderek artan yoğunluğu bölgenin istikrarsızlaşmasına zemin hazırlamış ve Almanya’nın bölgeye yönelik politikalarını dikkatli adımlar ile yürütmesini gerekli kılmıştır. Libya’da bir tarafta Birleşmiş Milletler tarafından hukuki olarak tanınan Fayiz es Serrac hükümeti yer alırken, diğer tarafta ise General Hafter öncülüğünde Libya Ulusal ordusu yer almaktadır. Her iki tarafın yerel destekçileri olduğu gibi yabancı destekleri de mevcuttur. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas bu durumun Libya’yı “vekalet savaşlarının sahnesi haline getireceğini” belirtmiştir[17]. Bu anlamda Libya’nın tıpkı Suriye iç savaşında yaşanan yıkım ile benzer bir senaryo ile karşı karşıya kalması hem Almanya’yı hem de Avrupa Birliği’ni endişelendirmektedir. Bu sebeple Almanya’nın Libya’daki çatışma ortamındaki konumu, bölgedeki krize dahil olan yerli ve yabancı tarafları aynı masaya davet ederek çözüm bulunmasından yana durmaktadır. Ancak bölgedeki kompleks güç dengelerinin bu olasılığı zayıflattığı düşünüldüğünde, Libya sorunun çözülmesi doğrultusunda Almanya tarafından başlatılan “Berlin Süreci” sorunlu bir diyalog girişimi halini alabilir. Buna ek olarak Erdoğan ve Putin’in gerçekleştirdiği görüşme sonrasında geçtiğimiz günlerde ilan edilmiş olan ateşkesin, Türkiye-Rusya arasında alınmış olan karar doğrultusunda Avrupa Birliği’nin dışarıda bırakılmış olması da Almanya’yı rahatsız eden bir diğer meseledir. Tüm bunlara rağmen “ikinci bir Suriye” yaşanmaması adına Almanya’nın Libya’daki güncel soruna taraf olmadış politikada hukuki ve insan hakları temelinde gerçekleştirmiş olduğu diyalog çerçevesinde hareket etmeye devam edeceği çıkarımı yapılabilmektedir.


[1] Ayhan, Veysel. (2006). Petrol savaşlarının odağında Orta Doğu. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. s.88

[2] Isaac, S. K. (2012). Europe and the Arab Revolutions. Kolleg-Forschergruppe (KFG), s. 1-29.

 

[3] Aktaş, M.& Kitsikis, D. (2012). The Arab uprisings & the struggle of soft powers in the Middle East. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık. s.66

 

[4] Hanelt, Christian P. (2016). " The International Response to Crisis in the Middle East: A German Approach"  Bertelsmann Foundation. https://www.bfna.org/research/the-international-response-to-crisis-in-the-middle-east-a-german-approach/ adresinden alınmıştır

 

[5] Brockmeier, Sarah. (2013). Germany and the Intervention in Libya. Survival: Global Politics and Strategy, 55(6). s.63

 

[6] BBC (2011). https://www.bbc.com/news/world-europe-13753422 adresinden alınmıştır. Erişim Tarihi: 1 Ocak 2020)

[7] Birdal, Alper& Günay, Yiğit (2013) “Arap Baharı Aldatmacası: Ortadoğu’da Emperyalist Restorasyon” Yazılama Yayınevi s.66

[8] Miskimmon, Alister. (2012). German Foreign Policy and the Libya Crisis. German Politics, 21(4), 392-410. s.402

 

[9] Ratka, Edmund. (2012). Germany and the Arab Spring: Foreign Policy between New Activism and Old Habits. German Politics and Society, 58-74. s.62

 

[10] Katsioulis, Christos. (2011). Die Deutsche Außen-und Sicherheitspolitik nach der Intervention in Libyen. Internationale Politik und Gesellschaft, 4, 27-44. s.34

 

[11] Aras, İlhan & Günar, Altuğ. (2015). Almanya'nın Arap Baharı Politikası. Akademik Ortadoğu, 10(1), 61-88. s.78

[12] Ibid. s.77

[13] Dalaman, Caner. (2011). Amerikanın Sesi: Erişim Adresi: https://www.amerikaninsesi.com/a/almanya-libya-operasyonuna-katlmamakta-kararl-118451374/894240.html (Erişim Tarihi: 2 Ocak 2020)

 

[14] Kundhani, Hans (2011) “Germany’s Contrubution to the Arab Spring Arms Sales”  European Council On Foreign Relations. Erişim Adresi: https://www.ecfr.eu/article/commentary_germanys_contribution_to_the_arab_spring_arms_sales (2 Ocak 2020 tarihinde erişilmiştir.)

 

[15] Aras & Günay op.cit., s.73

 

[16] Federal Foreign Office. (2017). “Libya and Germany: Bilateral Relations” Erişim Adresi: https://www.auswaertiges-amt.de/en/aussenpolitik/laenderinformationen/libyen-node/libya/232774#content_2 Erişim Tarihi: 12 Ocak 2020

[17] Deutsche Welle (2019 “Libya’da Çözüm için Berlin’in Şansı Var mı?”  Erişim Adresi: https://www.dw.com/tr/libyada-çözüm-için-berlin-sürecinin-şansı-var-mı/a-51944529 Erişim Tarihi 12 Ocak 2020


*Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Yüksek Lisans Öğrencisi

Eklenme tarihi: 18 / 02 / 2020
Haber Okunma: 91







Önceki: The Future of The European Union and Turkey Relations
Sonraki: Are states still the most important actors in international politics?