ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANALİZ PORTALI 
                                     

Akdeniz’de Enerji Güvenliği ve Türkiye’nin Libya ile Güvenlik ve Askeri İşbirliği Anlaşması




Dr. Burak ÇAKIRCA

 

Enerji kaynakları özellikle son dönemde dünyanın temel çatışma dinamiklerinden birini oluşturmaktadır. Devletler kendi kendilerine yetebilmek için enerji konusunda çeşitli işbirlikleri ya da rezerv tespit edilen alanlarda egemenlik tesisi gibi yollara başvurmaktadır. Buna paralel olarak Türkiye’nin de Libya ile son dönemde ciddi bir yakınlaşması göze çarpmaktadır. Söz konusu yakınlaşmanın iki taraf açısından da farklı dinamiklere haiz olduğu görülmektedir. Ancak Türkiye’nin esas itibarla enerji alanında var olan bağımlılığını azaltmak ve Akdeniz’de sahip olduğu uluslararası hukuka dayanan haklarını kullanmak üzere Libya ile ilişkilerini derinleştirdiği ifade edilmelidir.

4 Aralık’ta Meclis Dış İşleri Komisyon’unda görüşülen ve 5 Aralık’ta Meclis’te kabul edilen “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükümeti Arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası”nın ardından, yine 27 Kasım’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükümeti Arasında Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” Meclis Dış İşleri Komisyon’unda görüşülüp kabul edilmiştir. 25 Aralık’ta Meclis’te görüşülecek olan askeri işbirliği anlaşması, Türkiye açısından deniz yetki anlaşmasıyla elde edilen kazanımların tamamlanması olarak okunabilir. Libya açısından ise, mutabakatın boyutları oldukça farklı bir bağlama işaret etmektedir.

Kısaca güvenlik ve askeri işbirliği anlaşması olarak anılan bu mutabakatın 4 Nisan 2012 tarihli “Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri ve Eğitim İşbirliği Mutabakat Muhtırası” hükümlerini esas aldığı ifade edilmektedir. Anlaşmanın 3 yıl süreyle geçerli olacağı, sonrasında da birer yıllık sürelerle uzatılacağı ancak sona ermesi halinde devam eden programların etkilenmeyeceği ifade edilmektedir. Mutabakatın içeriğine baktığımızda, birincisi Libya’da Ani Müdahale Kuvveti kurulmasına Türkiye’nin eğitim danışmanlık, malzeme ve planlama desteği vermesi konusunda mutabakat sağlanmıştır. İkinci olarak talep edilmesi halinde Türkiye ve Libya’da müşterek bir Savunma ve Güvenlik İşbirliği Ofisi kurulması ile kara, deniz ve hava araçları, silahları, eğitim üsleri tahsis edilebilmesi gündeme alınmıştır. Bir üçüncü nokta ise Türkiye’nin Libya’ya ortak askeri planlama, eğitim, silahların kullanılmasına yönelik danışmanlık verilebileceği belirtilmiştir. Dördüncü olarak terörle mücadele kapsamında ortak tatbikatlar, istihbarat paylaşımları, barışı koruma operasyonları yapılabileceği konusunda anlaşılmıştır. Son olarak Türkiye’nin Libya’ya “Misafir Personel” olarak adlandırılan savunma ve güvenlik kuruluşu mensubu siviller ve birlikler gönderebileceği, askeri araçların hibe, satım ya da kiralama yoluyla verilebileceği ve Libya’ya teknoloji transferi için lisans verilmesi hususunda mutabakat sağlanmıştır.

 

Libya’da Güç Dengesi

 

Libya’nın Türkiye ile söz konusu mutabakatının sebepleri, Kaddafi sonrası sahip olduğu karışıklığa mündemiçtir. 2011 yılındaki ayaklanmanın ardından yaşanan siyasi istikrarsızlık ve karşıt gruplar arasındaki çatışmalar ülkeyi kaosa sürüklemiştir. Zaman içinde iki farklı yönetimin ortaya çıktığı Libya, 25 Haziran 2014’teki seçimlerden sonra siyaseten ikiye bölünmüş ve Milli Genel Kongre ile Tobruk Temsilciler Meclisi olmak üzere Libya’da iki meclis ortaya çıkmıştır. Bir yıldan fazla bir süre hükümetin oluşturulamamasının ardından Birleşmiş Milletler’in girişimiyle Ulusal Mutabakat Hükümeti kurulsa da Libya’nın gerek coğrafi gerekse de siyasi olarak parçalanmış hali devam etmektedir.

Ülkenin karasal olarak yüzde seksenini kontrol altında tutan General Halife Hafter’in, nüfus yoğunluğunun ve devlet binalarının çoğunlukta bulunduğu Trablus’ta kurulan Fayez al-Sarraj liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne yönelik saldırıları şu ana kadar başarılı olamamıştır. Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya tarafından desteklenen Hafter, Kaddafi döneminin önemli komutanlarından biri olarak öne çıkarken; Libya-Çad savaşı sırasında esir düşmüş ve Amerikan ordusunun yardımlarıyla kurtarılmıştır. Esaretten sonra ABD’de yaşamaya başlayan Hafter 2014 yılında Milli Kongreye karşı bir darbe girişiminde bulunmuştur ama başarısız olmuştur. Hafter, Libya’da düzenli orduya sahip tek güçtür. Bu anlamda Hafter, 30 bin asker, 20 savaş uçağı, 20 saldırı uçağı, 27 askeri helikopter, 5 kargo uçağı, 530 zırhlı askeri araç, 300 tank, 1 fırkateyn ve 4 devriye gemisine sahip bir gücü komuta etmektedir. Hafter Trablus’a girmeyi ve Ulusal Mutabakat Hükümetine son vermeyi amaçlayan saldırılar gerçekleştirmişse de, şu ana dek bunda başarılı olduğunu söylemek güç olduğu gibi, savaştığı tüm cephelerde gerileme yaşamaktadır.[1]

Sarraj liderliğinde kurulan Ulusal Mutabakat Hükümeti Birleşmiş Milletler’in tanımış olduğu resmi hükümet olarak görülmektedir. Dolayısıyla Libya’da Hafter’in resmi bir hükümete karşı bir ayaklanması ya da darbe girişimi olarak görülmesi hukuken de sabittir. Her ne kadar Libya’da BM gibi Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni resmi olarak tanısa da AB, Türkiye’nin Libya ile yaptığı anlaşmaların üçüncü tarafları bağlamayacağı düşüncesindedir.[2]   Bu bağlamda Türkiye’nin Libya ile yapmış olduğu gerek deniz yetki alanlarını belirleyen gerekse de askeri işbirliğini içeren muhtırasının Libya devletinin resmi organlarınca yapılmış olması nedeniyle geçerlidir.

 

Libya Açısından Mutabakatın Önemi

 

Türkiye ile askeri alanda işbirliği anlaşması yapan Libya ulusal hükümetinin, Türkiye’nin iç politikasında da çok tartışıldığı üzere, asker talebinde bulunmasına varacak düzeyde bir yakınlaşma içinde olmasının sebebi nedir? Bu sorunun cevabı iki düzeyde aranabilir. İlk olarak Libya’nın bünyesinde süregelen sorunlara dair diğer devletlerin tutumlarının Türkiye ile böylesi bir anlaşmaya sevk ettiği söylenebilir. Her ne kadar Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni tanısa da, ABD’nin Hafter’e desteği ve özellikle de Rusya’nın Hafter’e sağlamış olduğu destekten sonra Libya’nın politikasında değişikliğe gittiği bilinmektedir. Bu bağlamda Rusya neredeyse başından beri Hafter güçlerinin yanında olmuş, hatta özel güvenlik şirketleri ve paramiliter unsurlar vasıtasıyla Hafter güçlerinin eğitimi ve güvenlik tesisi konusunda destek vermiştir ve vermeye devam etmektedir. Libya politikasında her zaman etki alanında olmaya çalışan Fransa’nın yanında Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Suudi Arabistan’ın da Hafter güçlerini destekledikleri bilinmektedir. Bu konjonktürde Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin başından beri Hafter güçlerine darbeci nazarıyla bakan Türkiye dışında pek de bir seçeneği kalmamış olmaktadır.

İkinci olarak Türkiye’nin özellikle son zamanlarda dış politikada yumuşak güç unsurları dışında sahada sert güç unsurlarıyla kapasitesini göstermesi de Libya hükümetinin Türkiye ile askeri anlaşma yapması konusunda istekli olmasını sağlamıştır. Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı Harekâtı gibi harekâtlarda Türk askerinin başarısı ve milli silah teknolojisindeki gelişmelerin de bir sebep teşkil ettiği gözlerden kaçırılmamalıdır. Nihayetinde Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin Türkiye ile sağlamış olduğu mutabakatlar, Libya açısından Hafter güçlerinin etkisinin ve gücünün sınırlandırılarak merkezi otoritenin Libya’nın bütününe egemen olması amacı ekseninde yürümektedir.

 

Türkiye Açısından Mutabakatın Önemi

 

Peki askeri işbirliği anlaşmasının Türkiye açısından önemi ya da anlamı nedir? Türkiye’nin son dönemlerde güç unsurlarını maksimize etme çabasında olduğu ve bu bağlamda da güç opsiyonlarının tümüyle sahada yer aldığı görülmektedir. En büyük ithalat kalemlerinden biri olan enerjiye olan bağımlılığı Türkiye’nin enerji arz güvenliği konusunda sahip olduğu haklar üzerinden yeni alanlara girmesine yol açmıştır. Akdeniz enerji rezervleri konusunda bölge devletlerinin planlar yaptığı ve çekişmelerin şiddetleneceği bir alan olarak görülmektedir. Türkiye’nin enerji konusundaki durumu böyleyken; ilk olarak 2004 yılında BM’ye kıta sahanlığına dair durumunu bildirmiştir. Özellikle Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail ve Mısır’ın ortaklaşa bir dil ve çeşitli anlaşmalar ile Türkiye’nin Akdeniz’de sondaj gemileri vasıtasıyla enerji arama faaliyetlerini engelleme çabası sonrası Türkiye, Libya ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakata varmıştır. Mutabakatla Libya ve Türkiye,  uluslararası hukukun imkân verdiği ölçülerde, Akdeniz’de sahip oldukları sınırları ve karşılıklı münhasır ekonomik bölgeleri belirlemiş ve bu anlaşmanın tüm kıyı ülkelerin haklarına riayet ettiğini ifade etmişlerdir.

Bu bağlamda, söz konusu mutabakat Yunanistan başta olmak üzere bölge ülkeleri ve AB tarafından olumlu karşılanmamış, Yunanistan Libya Büyükelçisi’ni sınır dışı etmiştir. Türkiye’nin yapmış olduğu anlaşmanın Akdeniz’deki enerji denklemini yeniden düzenlediği tarafların tepkilerinden de çok net biçimde anlaşılacağı gibi, Türkiye’nin deniz yetki alanları anlaşmasını askeri işbirliği anlaşmasıyla pekiştirmek istediği ifade edilebilir. Bu noktada Türkiye, Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasını BM nezdinde kabul ettirmek üzere başvuruda bulunmuş ve müttefiklik ilişkisi bağlamında ele aldığı Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin devamlılığını sağlamak için de askeri işbirliği anlaşması yapmıştır. Türkiye’nin askeri işbirliği anlaşması kapsamında yer alan askeri üsler ve her türlü silah ve teçhizat desteğinin yanında asker gönderme seçeneğini, deniz yetki alanlarını denetlemek ve kontrol etmek isteğindeki ciddiyetini ve kararlılığını göstermektedir. Bunun en önemli göstergelerinden biri Libya ile yapılan askeri işbirliği anlaşmasının açıklandığı gün Kuzey Kıbrıs’a Türk insansız hava aracının gönderilmiş olmasıdır. Sarraj’ın liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin Hafter güçlerine karşı konumunu koruması ve Libya’nın bütününde tek aktör olması Türkiye’nin Akdeniz’de enerji çalışmalarını daha rahat yürütebilmesine imkân tanıyacağı gibi, Hafter üzerinden yeni bir Libya planlayan bölgenin diğer devletlerinin planlarını da boşa çıkaracaktır. Bu bağlamda Türkiye’nin Libya ile yapmış olduğu askeri işbirliği anlaşması ile Libya ve Kuzey Kıbrıs’ı Akdeniz’de enerji güvenliği için bir üs olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Kısacası Yunanistan, Güney Kıbrıs, Mısır ve İsrail’in kendi aralarında imzalamış oldukları ancak uluslararası hukukun gereklerine paydaş ülkelerin haklarını gözetmeyen mutabakattan sonra Türkiye’nin Libya ile deniz yetki alanları muhtırası denklemlerin yeniden kurulmasına yol açmıştır. Bununla birlikte, Hafter’in doğrudan kendisine yönelik sert çıkışları göz önüne alındığında, Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin devamlılığı Türkiye’nin Akdeniz denklemindeki devamlılığı açısından önem arz etmektedir.



[1] “Libya’da Kim Kiminle Savaşıyor? Türkiye ve Uluslararası Güçler Hangi Tarafı Destekliyor?: Euronews: https://tr.euronews.com/2019/12/10/libya-da-neler-oluyor-kim-kiminle-neden-savasiyor.

[2] AB Liderler Zirvesi’nde ortaya çıkan bildiride Türkiye’nin Libya ile imzalamış olduğu anlaşmaların hukukiliğinin bulunmadığı ve geçerli olmayacağı ifade edilmiştir: https://www.dw.com/tr/ab-t%C3%BCrkiye-libya-mutabakat%C4%B1-%C3%BC%C3%A7%C3%BCnc%C3%BC-taraflar%C4%B1-ba%C4%9Flamaz/a-51652435

Eklenme tarihi: 03 / 01 / 2020
Haber Okunma: 153







Önceki: Are states still the most important actors in international politics?
Sonraki: Uluslararası Hukuk Sohbetleri-5: İnsan Hakları-Kültürel İzafilik-İnsan Haklarının Tarihsel Gelişimi