ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANALİZ PORTALI 
                                     

Venezuela Siyasetindeki Karışıklıklar: Maduro, Hegemonyaya Karşı mı Gelecek Yoksa Beyaz Bayrak mı Kaldıracak?




Fatmagül Günhar*


Venezuela, Güney Amerika’da yer alan dönemin en güçlü sömürgeci devletlerinden biri olan İspanya tarafından 15. ve 16. yüzyılda sömürülen bir devlet olmuştur. “Venezuela, 2011 verilerine göre dünyada kanıtlanmış en büyük petrol rezervine sahip ülkedir. Bu miktar yaklaşık 296 milyar varildir.”i Bu kaynakları kontrol etme noktasında geçmişten günümüze kadar mücadelesine devam etmektedir.


“Latin Amerika kıtasının ortak geçmişinin merkezinde sömürgecilik tarihi vardır. Avrupalı sömürgeciler bugünün Latin Amerika’sını bulduklarında bu yeni dünyada üç büyük uygarlık hâkimdi: Mayalar, Aztekler ve İnkalar. Kıtanın -başta altın ve gümüş olmak üzere- doğal zenginlikleri İspanyolların kıtayı sömürgeleri altına alma iştahını kabarttı. Öncü İspanyol işgalciler Hernán Cortés, Francisco Pizarro ve diğerlerinin 1400’lerin sonlarında kıtaya gelişleri ile bu medeniyetler vahşice ve yağmacı yollarla yıkıldı. Kıtanın özellikle kıyı bölgeleri İspanya’nın hakimiyeti altına girerken,1494 yılında İspanya ve Portekiz arasında yapılan antlaşma ile Güney Amerika’nın doğu yarısı –bugünkü Brezilya toprakları- Portekiz sömürgesine verildi. Bu istila ile başlayan yaklaşık 300 yıllık sömürgecilik tarihi, Latin Amerika ülkelerinin demografik, idari ve kültürel yapısını anlamak bakımından önemlidir.” ii Coğrafi olarak Güney Amerika yerine Latin Amerika olarak telaffuz edilmesinde Latin dillerinin konuşulduğu ülkeler olan İspanya ve Portekiz’in büyük bir payı vardır. Adı geçen ülkeler altın, gümüş ve petrol kaynaklarını ele geçirme amacıyla hareket ettiler. Bu sömürge imparatorluğu sırasında kurdukları yönetim biçimi Latin Amerika’daki devletlerin günümüzdeki yönetim sistemleri ile demografik yapısını şekillendirdi.


SİMON BOLIVAR’IN EGEMENLİĞİ VE BOLİVARCILIK İDEOLOJİSİNİN DOĞUŞU

1800’lü yılların başında eğitimi için Avrupa’ya giden Simon Bolivar Latin Amerika’nın kaderini de değiştirmekle kalmayıp ülkesi için bir dönüm noktası eşiğine getirmiştir. Bolivar‘ın sömürge karşıtı görüşlerinin yerleşmesinde Alman bilim adamı Alexander von Humboldt‘un büyük etkisi olmuştur. Ülkesinin bağımsızlık mücadelesine destek vermek için Simon Bolivar 1806 yılında Venezuela’ya geri döndü ve 1810’da Francisco Miranda’nın yapacak olduğu ihtilale katıldı. İhtilal başarısızlık ile sonuçlansa da Bolivar umudunu hiçbir zaman yitirmemiştir. Her yenilgi Bolivar için bir cesaret kaynağı olmuştur. Kendisine ait bir ordu kurduktan sonra düzenlediği altı mücadeleyi kazandı ve Caracas’ı ele geçirmeyi başardı. Bu başarısının sonuçlarından biri de Simon Bolivar’a “El Libertador (Kurtarıcı)” unvanını kazandırdı. Ayrıca Bolivar kendi ülkesini sömürgeci devletin istilasından kurtardığı kadar, İspanyolların eline düşmekten ve esir olmaktan kurtulmuştur. Asıl amacı Avrupalılara karşı diğer Güney Amerika devletleri ile ortak bir güç oluşturup İspanyolları topraklarından geri göndermekti. Başarılı bir şekilde ulaşılan bu amaca da Bolivarcılık denir. “Bolivarcılık, Latin Amerika ülkelerinin, sömürgeciliğe/emperyalizme karşı ortak bir cephe olarak mücadele etmek zorunda olduklarını öğütleyen bir ideolojidir; bağımsızlık sonrasında işçi ve köylü sınıfların anti-emperyalizm ekseninde örgütlenmelerinin arkasındaki gelenektir.”iii


Hugo Chavez’in Simon Bolivar’dan sonra yeni kurulan hükümetin başına geçmesiyle Venezuela’da siyasi, kültürel ve ekonomik konjonktüreler yapı da farklılaşmıştır. Bolivarcılılık akımını sürdürmeye çalışan Chavez özellikle petrol kaynaklarını kontrol altına almaya çalıştı. Chavez 1999’da yönetimin başına geçtikten sonra da radikal bir değişim yaparak yaptığı ilk şey Venezuela Bolivar Cumhuriyeti kurmak oldu. Simon Bolivar, kendi döneminde sömürgeci devletler ile mücadele ederken Hugo Chavez de ülkesinin sahip olduğu doğal ve madeni koruma maksadıyla sömürgeci güçler ile mücadeleyi devam ettirmiştir. Ekonomik olarak karşılıklı bağımlılık teorisine uymak istemeyen Chavez ülke ekonomisinin bağımsız olması gerektiğini savunmaktadır.


Sosyal ve kültürel yapısına bakıldığında ise Venezuela halkı refah seviyesi yüksek bir halkıyken “Chavismo”iv nun yanlış mali politikalar uygulaması bu refah seviyesini giderek aşağıya çekmektedir. Bürokrasideki yolsuzluk ve nepotizmin artışı halkın yönetimden uzaklaşmasına neden oldu. ”Venezuela’da aşağıdan gelişen katılımcı sürecin iyi yönetilememesinde ve bürokratikleşme ile gelen yolsuzluk sorununun önüne geçilememesinde PSUV’un (Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi) işlevsizliğinin önemli bir payı vardı.”v Venezuelalılar üretici bir ülke olmaktan ziyade tüketici bir topluma sahiptir. Fakat 1973 Petrol krizi Dünya’nın genelini olumsuz etkilese de petrol fiyatlarındaki ani yükseliş petrolü ihraç eden bu ülkeye önemli derecede olumlu manada bir katkısı olmuştur.


SEÇİLMİŞ LİDER MADURO VE DEVRİK LİDER GUAIDO’NUN MÜCADELESİ

2013 yılında Hugo Chavez’in ölümünden sonra yönetim de bir boşluk oluşmuştur. Bu boşluğu kapatmak için karar mercii olan Ulusal Meclis seçim kararı almıştır. Chavez’in siyasi yaşamı boyunca daima destekçisi ve yakın arkadaşı olan Nicolas Maduro aday oldu. Muhalif kanadın desteklemek istemediği bu lidere tepki olarak seçimde oy kullanmayarak protesto eden halk ve bürokratçılar seçimi boykot ettiler. Oyların büyük çoğunluğunu alan Maduro yeni başkan seçildi. İlk iş olarak Maduro Ulusal Meclis’in yasama yetkisini fesih etmek istedi. Ancak milletvekillerinin tepkisi üzerine vazgeçti.


“Temmuz 2017’de muhalefetin boykot ettiği Kurucu Meclis seçimleri %41 katılım oranıyla yapıldı ve ortaya Ulusal Meclis’i askıya alarak onun yerine geçen, Maduro yanlılarından oluşan bir Kurucu Meclis çıktı. Bu hamleyle Maduro meşruiyetini büyük ölçüde kaybetmiş, dahası Chávez döneminden beri ülkedeki darbe yanlısı muhalifleri destekleyen ve Venezuela’daki rejimi değiştirmek isteyen ABD yönetiminin eline büyük bir koz vermişti. Trump yönetimi bu fırsatı kaçırmadı ve Ağustos 2017’de Venezuela’ya ekonomik yaptırım uygulamaya başladı. Gittikçe derinleşen ekonomik ve siyasi kriz ortamında Maduro, Mayıs 2018’deki başkanlık seçimlerini yine muhalefetin boykot etmesi sayesinde (resmî rakamlara göre %46, muhalefete göre %25 katılım oranıyla) rahatlıkla (%68 oyla) kazandı. Ancak muhalefet bu seçimleri tanımadı ve Ocak 2019’da Maduro’nun göreve başlamasının hemen ardından yeni Meclis Başkanı Juan Guaidó kendisini geçici devlet başkanı ilan ederek yeni bir kriz yarattı. Leopoldo López’in 2009’da kurduğu Voluntad Popular (Halk İradesi) partisinin bir üyesi olan ve muhalefet içindeki darbe yanlısı grupta yer alan Guaidó’nun ABD yönetimi tarafından tanınması ise krize uluslararası bir boyut kazandırdı.”vi Maduro’nun krizi aşamamasının başlıca nedeni ABD’nin Maduro’nun yönetimini tanımama kararını almasıdır. Ambargolar uygulayarak, petrol fiyatlarının düşmesiyle birlikte Venezuela ekonomisi çökme noktasına geldi. ABD bununla da kalmayıp Maduro’ya karşı kendi desteklediği lider olan Guaido’yu öne sürdü. Devrik lider olarak tabir edilen Guaido’yu tanıyan ülkeler arasında başta ABD olmak üzere , AB’ye üye olan devletler yer almaktadır. Maduro hükümetini tanıyan ülkeler ise Rusya, Çin, Meksika, Küba ve Uruguay vardır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da seçilmiş lideri desteklediğini belirtmiştir.


30 Nisan 2019 tarihinde Guaido ABD’nin öncülüğünde darbe girişiminde bulunmuştur. Fakat ordu ve halktan yeterli desteği alamadığı için başarısızlık ile sonuçlandı. Anayasanın 233. Maddesine uygun olarak başkan olma yetkisine sahip olduğu kanaatinde olsa da , 16 kişinin ölümüne neden olan bu girişim uluslararası çapta tepki almasına neden olmuştur.


SONUÇ

15.yüzyılda sahip olduğu petrol kaynaklarından dolayı sömürgecilik yarışında çevre ülke haline getirilen bir Venezuela vardı. Simon Bolivar’ın rekabeti ve cesaretliliğiyle sadece Venezuela değil tüm Güney Amerika ülkelerinde bir dönüm noktası olmuştur. 21. yüzyıla gelindiğinde ise emperyalist devlet olduğunu kabul etmeyen ABD’nin hegemonyası altına almak istediği bir ülke haline evrildi. Bu evrilmenin Latin Amerika tarihine ışık tutan Bolivarcılık’dan Chavismo’ya, daha sonra ise Maduro ile Guaido arasındaki çekişmenin bir koltuk kavgasına dönüşmesini görmekteyiz. Uluslararası sistemde ülkelerin nasıl tepki vereceği ile kimi destekleyeceği hususunda büyük yankı uyandırmıştır. Hükümet ve ordu ilişkisinin güçlü olmasından dolayı Guaido’nun darbe girişiminin yetersiz kaldığını görmekteyiz. Ancak tüm gelir kaynağı petrole dayalı olan bu ülkenin ekonomisi 2013 kriziyle bozguna uğramıştır. Liderlerden ziyade asıl zarara uğrayan kesim halk olmuştur. Fakat burada cevabı asıl aranması gereken bir sorunsal vardır. O da Maduro’nun ülkesi ve halkının bekası uğruna Amerika Birleşik Devletleri ve Guaido’ya karşı mücadele mi edeceği yoksa onlara karşı beyaz bayrak mı kaldıracağıdır. Mücadelesini bırakmayan Maduro, ABD ve Guaido’ya karşı bekası adına barış bayrağı açmadığı taktirde halkını ve ülkesini belirsizliğe doğru sürüklediğine şahit olmaktayız.

i T. C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Dünya Ham Petrol ve Doğal Gaz Rezervleri, http://www.pigm.gov.tr/dunya_ham_petrol_ve_dogalgaz_rezervleri.php (02.04.2014)

ii İktisat Tarihi: Latin Amerika, (Editör: Aylin Topal ) , Yordam Kitap, 2006.
iii İktisat Tarihi: Latin Amerika, (Editör: Aylin Topal ) , Yordam Kitap, 2006.
iv The New York Times , MEYER, John(2014,03,03), What is Chavismo? Erişim adresi: https://borgenproject.org/chavismo/ Erişim Tarihi: 03.10.2019
v AKGEMCİ, Esra(2019). Karşı Hegemonya, : Yenilmeye Mahkûm Bir Mücadele Mi? Birikim .
vi AKGEMCİ, Esra(2019). Karşı Hegemonya, : Yenilmeye Mahkûm Bir Mücadele Mi? Birikim .

*Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Öğrencisi 

Eklenme tarihi: 16 / 12 / 2020
Haber Okunma: 335

Etiketler: Maduro Venezuela Hegemon ABD 







Önceki: Uluslararası Hukuk Sohbetleri-4: BM 51. Madde Meşru Müdafaa Hakkı ve BM Eleştirileri
Sonraki: İran’da Protestolar ve Rejimin Dayanıklılığı