ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANALİZ PORTALI 
                                     

İran’da Protestolar ve Rejimin Dayanıklılığı


Nuh Uçgan[1]


    İranlı siyaset sosyologlarının en önemlilerinden birisi olarak Hamid Dabashi, Şiiliği bir protesto dini olarak tanımlamıştır. Hamid Dabashi’ye göre protesto ve itiraz kültürü Şiiliğinin neredeyse genetik kaderidir. Bu protesto serisinin en sonuncusu ise Aralık 2017-Ocak 2018’de (Dey Protests) patlak veren ve onun bir devamı olarak değerlendirilebilecek ancak daha yaygın bir dalga olarak gördüğümüz Kasım 2019 gösterileridir. Modern öncesi döneme de götürülmesi mümkün olmakla birlikte İran modern tarihinde sıklığını artıran bir protesto kültürüne şahit olmaktayız. Bu protestoların siyasi, ekonomik ve dini-kültürel talep ve şikâyetlerden kaynaklı farklı motivasyonları vardır ancak çok az kısmı köklü devrimlere yol açmıştır. 1891-1892 Tütün Protestosu ile başlayan dalga 1905-1911 Meşrutiyet Devrimine evrilmiş ve nihayet özellikle 1963’den sonra başlayan kitle mobilizasyonu ise 1979 İslam Devrimine yol açmıştır. 1905-1911 Meşrutiyet Devrimi, İran monarşisine karşı meşruti bir rejimi ihdas ederken, 1979 İslam Devrimi monarşiyi tümden devirerek İslami bir cumhuriyet kurmuştur. Ancak İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla da İran’da protesto hareketleri son bulmamış, belli periyotlarla kendisini göstermiştir. Özellikle son birkaç yılda bu gösterilerin sıklık ve yaygınlığında artışlar yaşanmaktadır. Bu yazıda önce Aralık 2017-Ocak 2018 ve Kasım 2019 protesto dalgasına gelene kadar modern İran tarihinin kayda değer kitle hareketlerinin tarihi özetlenecek ve en son protestolarda kendisini gösteren İran'daki siyasal sisteme olan memnuniyetsizliğin karşısında İran güvenlik sektörünün kapasite ve karşı koyma yeteneği değerlendirilecektir. 


İran'da Protesto Tarihi


İran, Kaçar döneminde modernite ile karşılaşmasıyla beraber ortaya çıkan kitle toplumu olgusunun yarattığı protesto hareketlerinin en fazla yaşandığı ülke haline gelmiştir. İran’da 19. yüzyılın sonundan günümüze kadar gerçekleşen tüm toplumsal hareketlerin hemen hemen tamamı iç ve dış politikanın iç içe geçtiği bir bağlama ve içeriğe sahiptir. Ayrıca bu protestoların bir diğer özelliği de ulemanın, reformcuların, tüccar sınıfı ve memnuniyetsiz kitlelerin ana aktörler olarak varlığını göstermiş olmasıdır. Kaçar yönetimi artan Rus baskısına karşı dengeleyici bir güç olarak 1880’lerin sonundan itibaren İngiltere’ye dayanmaya karar verdiğinde, bu kararın bir sonucu olarak İran’daki tütünün ticari haklarının kullanımını bir İngiliz şirketinin tekeline sunmuştu. Bu karara karşı 1891-1892’de bir kitle mobilizasyonu ortaya çıkmış ve tekel kararının geri alınmasında başarı kazanmıştır.


Bu başarının verdiği cesaretle söz konusu aktörler 1905-1911 Meşrutiyet Hareketi ile anayasal bir arayışa girmişlerdir. Anayasal taleplere yönelen protestolar, uluslararası şeker fiyatlarının yükselmesinin bir yansıması olarak İran'daki tüccarların şeker fiyatlarını artırması ile patlak vermiş ve süreç ulema ve tüccar sınıfının anayasal reform talep etmesine varmıştır. 1953’de ise Başbakan Musaddık’ın petrolün millileştirilmesi politikalarına karşı İngiltere ve ABD’nin teşvikleriyle gerçekleşen olaylar sonrası Musaddık hükümeti devrilmiş ve Şah Muhammed Rıza Pehlevi bu sefer daha güçlü bir şekilde iktidarına oturabilmiştir. 1963’e gelindiğinde Ayetullah Humeyni’nin Muhammed Rıza Pehlevi ve İsrail eleştirilerinin ardından tutuklanması da yeni bir protesto dalgasına varacak yolu açmıştır. Bu tarihten sonra İran'da kitle mobilizasyonu genel olarak ulema sınıfının kontrolüne kaymıştır. Öyle ki 1975’e gelindiğinde Kum kentinde gerçekleşen protestoların odağı hükümet ve hükümetin modernleşmeci politikaları olmuştur. Bu protesto dalgası 1979’a gelindiğinde Ayetullah Humeyni’nin liderliğinde 20. asrın en büyük devrimi ile sonuçlanmış, devrim sonrasında ise İran İslam Cumhuriyeti kurulmuştur.


İran’da bu sert rejim değişiminden sonra da kitle hareketleri baş göstermeye devam etmiştir. 1979-83 arası gerçekleşen siyasal tasfiye süreci ve 1980-1988 arası İran – Irak Savaşı her ne kadar içerde İslam Cumhuriyeti rejiminin konsolidasyonunu sağlasa da memnuniyetsizliklerin ifade edilme fırsatı doğduğunda protestolar kendisini göstermeye başlamıştır. Devrim sonrası en yaygın kitlesel gösteriler ilk defa 1991-1994 arası şehir merkezlerindeki gecekondu sakinleri tarafından, yerel yönetimlerin onları evlerinden tahliye etme girişimleri dolayısıyla gerçekleştirilmiştir. 1997’de İran’da reformistlerin temsilcisi olarak büyük bir oy oranıyla Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Hatemi’nin göreve gelmesiyle özellikle basın ve yayın alanında gazete ve dergilerin sayısında artış yaşanırken kullanılan dil bakımından da daha eleştirel bir sürece girilmişti. Ancak İran siyasal sisteminden kaynaklanan çok başlılık, muhafazakâr kurumların hükümetten farklı bir politika izlemesine olanak sağlıyordu ve bu anlamda reformist basının susturulması da mümkün oluyordu.  Böyle bir örnek 1999’da reformist Selam Gazetesi’nin kapatılmasıyla yaşanmıştır. Gazetenin kapatılmasına karşı kitlesel öğrenci gösterileri İslam Cumhuriyeti’nin karşılaştığı ilk önemli meydan okumaydı. Ne var ki 1979 İran devrimi sonrası en yaygın kitlesel gösteriler 2009’da Ahmedinejad’ın ikinci defa cumhurbaşkanı olduğu seçimler sonrası yaşanmıştır. Seçimlerde hile yapıldığını iddia eden ve Yeşil Hareket olarak örgütlenen gösterilerin liderliğini yürüten reformist ve İslam Cumhuriyetinin ilk on yılında başbakanlık yapmış Mir Hüseyin Musavi ve onu destekleyen Mehdi Kerrubi idi.


2017’nin sonunda başlayan ve Kasım 2019’da yaygın bir şekilde nükseden gösteriler ise özellikle ABD resmi çevrelerinde bir rejim değişimi umutlarını veya temennilerini en fazla yeşerten hareketlenme olmuştur. ABD eski ulusal güvenlik danışmanı John Bolton, “İran’daki son protestolarla beraber rejimin tehlikeye girdiğini görebileceğiz” derken, Milletvekili Gerry Connolly de “tüm İran'da yapılan protestolar teokratik iktidarın günlerinin sayılı olduğunu gösteriyor. İranlılar daha fazla özgürlük istiyor” şeklinde beyanda bulunmuştur. İsrail gazetesi Haaretz’in ismini açıklamadığı bir ABD’li üst düzey yetkilisine dayandırdığı ifade ise, “ABD’de politika yapıcılar, İran rejiminin devrilmesi ile ilgili ender gelen bir fırsatları olduğuna inanmaktadır” şeklindedir. Trump’ın danışmanı Rudolph Giuliani de “yaptırımlar işe yarıyor. İran milli parası bir hiç ve tüm bunlar başarılı bir devrime yol açacak şartlardır” demiştir.


Son gösterilerle ilgili protesto tarihinden anlaşılacağı gibi kitle mobilizasyonunun İran için yeni olmadığını söylemek mümkündür. Ancak yeni olan şey 1979 devrimi sonrası protestolarla mukayese edildiğinde yaygınlık ve sıklıkta dikkate değer bir artışın göründüğü ve daha da önemlisi protestolar farklı ekonomik, sosyal veya siyasal nedenlerle başlasa da öfkenin rejim ve rejimin sembollerine kaymaya başladığıdır. Zikredildiği gibi en son protestolar 2017’nin sonundan itibaren patlak vermeye başlamıştır ve Kasım 2019 protestolarını da aynı sürecin bir parçası okumakta bir sakınca yoktur. Bu protestoların öğrencilerden esnafa ve şoförlere kadar varan katılımcısı olduğu ve temel motivasyonlarının siyasal, kültürel ve ekonomik şikâyetlere kadar varan çeşitlilikler gösterdiği anlaşılmaktadır. 2017-2018 Kış protestoları İran'ın hemen hemen tamamına yayılmıştır ve katılımcıların %72’sinin motivasyonu ekonomik şikâyetlerdir: ödenmeyen maaşlar, fabrika kapanmaları, iş güvenliğinin zayıflığı, kötü çalışma koşulları, paranın değerinin aşırı düşmesi, yüksek enflasyon ve İran şirketlerinin yatırımcılarını dolandırması. Bunun dışında tüccar kesiminin de özellikle Tahran, İsfahan ve Şiraz’da Haziran 2018’de gösterilere katıldığını görmek mümkündür. Tüccar sınıfının gösterilere katılması 24 Haziran’da 1 ABD Doları’nın 90.000 İran Riyali’ne yükselmesinin ardından gerçekleşmiştir. İran'da muhafazakar kesim bunu Ruhani hükümetini eleştirmek için bir fırsat olarak değerlendirmiş ve sonuçta Ekonomi ve Finans Bakanı Masoud Karbasian’ın ve Merkez Bankası Başkanı Veliyullah Seif’in görevden alınmasına neden olmuştur.


Protestoların Motivasyonları


Yukarda özetlenen protestoların ilk motivasyonuna bakıldığında yükselen işsizlik, temel ürünlerin fiyatlarının artması, yüksek enflasyon ve ekonomik durgunluk olduğu gözlenmektedir. Tütün protestosunun patlak vermesi tütünün üretim, alım ve satımının tekelinin İngiliz şirketine verilmesi üzerine idi ve fakat toplumsal sektörleri siyasal reform üzerinde bir araya getiren bir etki yapmıştı. Aynı şekilde 1905-1911 Meşrutiyet Hareketi her ne kadar tütün protestosunun bir devamı niteliğinde olsa da tetikleyici unsur şeker fiyatlarının yükselmesiydi. Bunun üzerinden bir araya gelen toplumsal sektörler bu sefer bir anayasa devrimine varan reformları gerçekleştirmeyi başarmıştır. 1991-1994 arası protestoların odağı gecekondular iken 2017’nin sonu 2018’in başında ve 2019 Kasım’ında gerçekleşen gösteriler ise ABD yaptırımlarının yarattığı ekonomik sorunların, enflasyonun, akaryakıt zamlarının tetiklediği hareketlerdi.


Protestoların bir diğer itici nedeni ise belli siyasal liderlerin tutuklanması, rejim içinde belli elitlerin bulaştığı yolsuzluklar veya seçim yolsuzlukları gibi siyasal hoşnutsuzluklarla alakalıdır. Örneğin 1963 gösterileri Humeyni’nin tutuklanması üzerine çıkarken, 1999’daki gösteriler reformcu Selam Gazetesi’nin kapatılmasına bir tepkiydi ve 2009 Yeşil Hareket’in önderliğindeki gösteriler ise Ahmedinejad’ın ikinci defa cumhurbaşkanı seçildiği cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hile yapıldığı iddialarına dayanıyordu.


Üçüncü bir itici neden ise su ve gıda kıtlığı gibi çevresel nedenlere dayanmaktadır. 2000’lerin ortasından itibaren bu şikâyetler özellikle su kıtlığı ile ilgilidir. Öyle ki İsfahan, Doğu Azerbaycan ve Ahvaz’daki büyük nehir ve göllerde iklim değişikliğine ve yanlış sulamaya dayalı kurumalar gerçekleşmiştir. Örneğin Urmiye Gölü’nün çekilmesi dolayısıyla Tebriz’de 2010-2011’de bir dizi şiddetli gösteriler gerçekleşmiştir. Yine bununla birlikte İran hükümeti 2013’te tarım sektöründe suyun kullanımı ile ilgili düzenlemeye gittiğinde çiftçiler sokaklara inmiştir. 2017 sonundan itibaren başlayan protestoların gerekçesinden birisini de özellikle su kıtlığı kaynaklı çevresel etkenler oluşturmuştur. Jones ve Newlee’nin kaleme aldığı rapora göre Ocak 2018 ile Ekim 2019 arasında İran'da çevresel şikâyetlerden kaynaklanan tam 261 gösteri gerçekleştirilmiştir. Bu gösterilerin özelliği İran'ın büyük bir kısmında yaygınlaşmış olmasıdır. Yaklaşık 90 merkezde bu tip gösteriler gerçekleşmiştir. Ancak su kıtlığından kaynaklı protestoların zirve yaptığı tarih Nisan 2018’dir. Bir diğer yoğunlaştığı tarih ise Haziran ve Temmuz 2018’de Huzistan ve Buşehr’de hükümetin yeterli su sağlamadaki başarısızlığı, kirlilik ve temiz suyun olmayışına yöneliktir.


Son olarak dini veya kültürel motiflere dayalı protestoların varlığına da değinmek gerekiyor ki bu 1979’da milliyetçi-laik Muhammed Rıza Pehlevi yönetimini devirerek İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla sonuçlanmıştır. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki gerek 1891-1892 Tütün Protestosunda gerekse de 1905-1911 Meşrutiyet Hareketinde en temel aktörlerden birisi de yine ulema olmuştur. Aralık 2017-Ocak 2018 ve Kasım 2019 gösterileri de her ne kadar ekonomik motivasyonlara sahip olsa da kitlesel öfkenin hedefi artık daha görünür bir şekilde İslam Cumhuriyeti, Hamaney ve resmi sembollere yönelmeye başlamıştır. Kasım 2019 protestolarında en yoğun kullanılan sloganlar “diktatöre ölüm”, “mollalar kaybedecek” iken 2018 protestolarında en yoğun sloganlar “Suriye’yi bırak bizim durumumuza bak”, “diktatöre ölüm” gibi doğrudan siyasal sistemi hedef alan ifadelerdi. Ocak 2018 ile Ekim 2019 arası kültürel ve dini içerik taşıyan 55 olayın yaşandığını görmek mümkündür. Daha çok bireysel protestolardan ibaret kalan eylemler Masih Alinejad ve Vida Movahedi’nin simgelediği başörtüsü zorunluluğuna karşı yapılmıştır. Bunun dışında Arap yoğunluklu bir bölge olan Huzistan merkezli bir rahatsızlık da söz konusudur. Mart 2018'de İran İslam Cumhuriyeti Medya Kurumunun çocuklar için yapılan bir TV yayınında Arapları İran’ın etnik grupları arasında zikretmemesi protestolara gerekçe oluşturmuştur.


İran Güvenlik Sektörünün Protestoları Yatıştırma Yeteneği


Görüldüğü gibi İran'ın son 130 yıllık modern tarihinde birçok kitle hareketi görünmekle beraber bunlardan sadece iki tanesi köklü bir devrimin oluşmasına yol açabilmiştir. Sosyal hareketlerin nadiren bir devrimle sonuçlanması olgusunu Jones ve Newlee, Mancur Olson’dan ödünç aldığı kavramla kolektif eylem sorunu olgusuyla açıklamaya çalışmaktadır. Kolektif eylem sorunu kişilerin ya da grupların baskıcı hükümetleri devirmekte ortak çıkarları olsa da eylemlilik sürecinde ortaya çıkacak risklerin maliyetine katlanmaktan kaçınmayı tercih ettiklerini belirtmektedir. Yani bireyler, ortak faydayı temin edecek hükümeti devrime girişimini ve maliyetine katlanmayı diğerlerinden beklerken, ortaya çıkacak yeni düzenden ortaklaşa faydalanmayı düşünmektedir. Bu da kolektif olarak harekete geçmelerini zorlaştırmaktadır. Bunun yanında devrimlerin meydana gelmesi için gereken diğer şartlar daha vardır ki bunlar, zayıf bir ekonomik durum, güvenlik bürokrasisinin zayıf ve yaygın olmaması, bölünmüş bir iç elit, rejime karşı protestoları örgütleyecek sosyal grupların varlığı, devlete karşı bir isyanı meşrulaştıracak ideolojik bir zemin ve merkezi liderliktir. Jones ve Newlee’ye göre zikredilen bu şartlardan çoğunun yokluğu İran'da gerçekleşen protestoların neden bir devrime ulaşmadığını ve bu şartlar devam ettiği takdirde neden ulaşamayacağını açıklamaktadır.


Belirtildiği gibi 2017’nin sonundan itibaren İran’da gerçekleşen protestolar her seferinde ABD çevrelerinde İran'da muhtemel bir rejim değişimine karşı umutları beslemektedir. Ancak belirtmek gerekir ki söz konusu bu protestoların dağınık, merkezi bir liderlikten yoksun olması ve İran devletinin güvenlik aygıtının bu gösterileri bastırma gücü protestoların bir rejim değişimine evirilmesinin önündeki en önemli engeldir. İran İslam Cumhuriyeti özellikle 2009 Yeşil Hareketin ortaya çıkardığı yaygın protestolar sonrası güvenlik sektöründe ciddi güçlendirmelere gitmiştir. 2009’dan itibaren İran polisine (NAJA, Niru-ye Entezami-ye Comhuri-ye Eslami-ye İran/ Law Enforcement Force of the Islamic Republic of Iran) önemli yatırımlar yapılmıştır. Yeni polis merkezlerinin inşasından, polis gücünün silah ve toplumsal olaylara müdahale araç gereçlerinin artırılmasına kadar çeşitli tedbirler 2009’dan beri alınmaktadır. Yine iç istihbarat birimi (PAVA,  Polis-e Ettelaat ve Emniyat-e Umumi/ Intelligence and Public Security Police) de güçlendirilmiş ve mahalli muhbir ağlarıyla rejime tehdit oluşturabilecek kişi veya grupların önceden tespit edilerek hızlı bir şekilde gözaltına alınması sağlanmıştır. 2018’de İran Meclisi polisin bütçesini %200 oranında artırırken buna 2017-2018 protestolarından sonra polisin silah ve gereçlerinde %400’lük artış da dâhildir. Dolayısıyla en azından 10 yıl öncesiyle mukayese edildiğinde İran polisinin toplumsal olaylara müdahale etme yetenek ve kapasitesi çok daha güçlü hale gelmiştir. Söz konusu gösterilere müdahalenin polisle sınırlı kalması ve Basic ya da Devrim Muhafızları birimleri gibi daha askeri unsurların dâhil olmaması önemlidir. Çünkü diğerleriyle mukayese edildiğinde İranlılar açısından polisin gösterticilere muamelesi daha makuldür. Yapılan bir araştırmaya göre 2017-2018 gösterilerinde polisin muamelesi İranlıların %66’sı tarafından oldukça iyi olarak nitelendirilmiştir.


Ayrıca 2011’de İran polis teşkilatında bir de siber polis birimi (FATA, Polis-e Faza-ye Towlid ve Tabadol-e Ettelaat, Cyberspace Police) ihdas edilmiştir ki temel görevi internet içeriğini izlemek, finansal dolandırıcılık ve özel hayatın gizliliği gibi siber suçları soruşturmak ve internet eylemcilerini engellemek ve içerik yasaklamaktı. Örneğin Ekim 2012’de FATA görevlileri tarafından Settar Beheşti isimli bir aktivist, internet bloğunda rejimi eleştiren bir yazı yazdığı dolayısıyla gözaltına alınmış ve gözaltındayken Kasım 2012’de ölmüştür. Bunun dışında İran, güvenlik maksatlı kamera kullanımını artırmış, protestocuların kimliğinin tespit edilebilmesi amacıyla yüz tanıma teknolojisini geliştirmiş, medyaya uygulanan sansürü artırmıştır. İran, protestocuların haberleşmekte ve organize olmakta kullandığı Viber gibi mesajlaşma uygulamasını ve Instagram gibi fotoğraf paylaşma uygulamasını da yasaklarmıştır. Kasım 2019 protestolarında da İran hızlı bir tepki vererek ülkedeki tüm internet bağlantısını kesmiş ve göstericilerin daha fazla organize olmasının önüne geçmiştir.


İran’ın güvenlik sektörüne olan bu yatırımları rejime yönelecek tehditleri daha büyümeden kontrol altına alacak bir imkan sağlasa da istikrasızlık kaynağı olmaya devam edecek kırılganlıklarını bertaraf edememektedir. İran gösterilerin şiddetini belli bir seviyede tutulabilse de protestoların sıklığındaki artışı engelleyememekte ve şikâyetlerin bir aşamadan sonra rejim ve rejimin sembollerine kanalize olmasına neden olmaktadır. İran'ın en önemli kırılganlığı ekonomik olarak izole edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. ABD yaptırımlarından kaynaklanan ekonomik kriz dolayısıyla İran ekonomisi 2018'de %4 oranında küçülürken bu rakamın 2019’da %6 olması beklenmektedir. Enflasyon oranının %40’lara ulaştığı, İran Riyalinin değerinin hızla düştüğü, özellikle genç işsizlik oranın %25’e çıktığı İran, derin siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkları bünyesinde taşımaktadır.

 

Kaynakça

Nikki R. Keddie (1966). Religion and Rebellion in Iran: Tobacco Protest of 1891-1892, London: Frank Cass.

Seth G. Jones and Danika Newlee (2019). Iran’s Protests and the Threat to Domestic Stability, Center For Strategıc & Internatıonal Studıes (CSIS), https://www.csis.org/analysis/irans-protests-and-threat-domestic-stability.

Mike Saidi (2019). From Dey to Today: Iranian Anti-Regime Protest Slogans,  Critical Threats, https://www.criticalthreats.org/analysis/from-dey-to-today-iranian-anti-regime-protest-slogans.

Mehmet Koç, İran’daki Protestolar ve Olası Etkileri, İran Araştırmaları Merkezi, https://iramcenter.org/irandaki-protestolar-ve-olasi-etkileri/.

Nicholas Carl, Kyra Rauschenbach, Iran File: November 22, 2019, Critical Threats, https://www.criticalthreats.org/briefs/iran-file/iran-file-november-22-2019.



[1] Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, İİBF, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Arş. Gör.

Eklenme tarihi: 26 / 11 / 2019
Haber Okunma: 323







Önceki: Uluslararası Hukuk Sohbetleri-4: BM 51. Madde Meşru Müdafaa Hakkı ve BM Eleştirileri
Sonraki: Savaş Bölgesinde Ebola ile Mücadele: Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde Sağlık Güvenliği